Kurlar Yükleniyor...
articledummy

DENİZİN REİSİ

Amerikalılar bu işi iyi biliyor.

Kahramanı varsa anlatıyor.

Yoksa yaratıyor.

Gerçeği yetmezse efsanesini büyütüyor.

Filmini çekiyor.

Dizisini yapıyor.

Müzesini kuruyor.

Heykelini dikiyor.

Çocuklarına öğretiyor.

Sonra dünyaya satıyor.

İskoçların William Wallace'ı var.

Hollywood aldı.

Braveheart yaptı.

Dünya izledi.

Filmde gerçekle uyuşmayan şeyler var mı?

Var.

Döneme uymayan kıyafet var.

Tarihsel olarak mümkün olmayan aşk hikâyesi var.

Stirling Köprüsü Savaşı var...

Köprü yok!

Ama bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, William Wallace dediğinizde...

İskoçya'yı hatırlıyorlar.

Çünkü mesele sadece tarih yazmak değil.

Yazılmış tarihi dünyaya anlatabilmek.

Bizim kahraman yaratmamıza gerek yok.

Bizim...

Hızır'ımız var.

Beşiktaş'tayım.

Her zamanki İstanbul.

Korna sesi.

Trafik.

Vapura yetişmeye çalışan insanlar.

Telefonuna bakarak yürüyenler.

Herkes bir yerlere yetişiyor.

Durdum.

Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'nin önünde.

Birkaç metre ötede deniz.

Birkaç metre ötemde mezarı.

İnsan düşünmeden edemiyor.

Bir zamanlar o denizin üzerinde Avrupa'nın kaderini değiştiren gemilere komuta eden adam...

Bugün sessizce kıyısında yatıyor.

Yanındaki panoda bir cümle var:

“Dünya denizcilik tarihine damga vurmuş, asırların ötesine geçebilmeyi başarmış Barbaros Hızır Hayreddin Paşa...”

Doğru.

Hikâyesi gerçekten film gibi.

Hatta filme gerek bırakmayacak kadar gerçek.

1478

Midilli.

Bir çocuk doğuyor.

Adı...

Hızır.

Babası Yakup.

Bir Türk sipahisi.

Hızır, ağabeyi Oruç'la denize açılıyor.

Önce ticaret yapıyorlar.

Sonra Akdeniz onları başka bir hayata sürüklüyor.

Savaşlar...

İspanyollar...

Kuzey Afrika...

Cezayir...

Oruç'un sakalı kızıl.

Batılılar ona bir isim takıyor:

Barbarossa.

Kızıl sakal.

Oruç Reis şehit düşüyor.

Ama hikâye bitmiyor.

Kardeşi Hızır devam ediyor.

Ve ağabeyinin adı zamanla ona miras kalıyor.

Hızır Reis artık Avrupa'nın dilinde...

Barbaros.

Yıllar geçiyor.

1533

Hızır İstanbul'a geliyor.

Kanuni Sultan Süleyman'ın huzuruna çıkıyor.

Midilli'den çıkan denizci artık...

Hayreddin Paşa.

Cezayir Beylerbeyi.

Kaptan-ı Derya.

Osmanlı donanmasının başındaki adam.

Ve...

1538

Preveze.

Karşısında Avrupa'nın birleşik deniz gücü.

Gemileri fazla.

Topları fazla.

İmkânları fazla.

Barbaros'un neyi fazla?

Denizi bilmesi.

Rüzgârı bilmesi.

Gemisini bilmesi.

Adamlarını bilmesi.

Ve en önemlisi...

Rakibini bilmesi.

Büyük gemiye büyük gemiyle cevap vermiyor.

Rakibinin istediği savaşı yapmıyor.

Hafif gemilerini kullanıyor.

Manevra yapıyor.

Donanmasını üç hilal biçiminde düzenliyor.

Ve kendisinden çok daha büyük bir kuvveti yeniyor.

Tarih...

27 Eylül 1538.

Preveze Deniz Zaferi.

Aradan neredeyse beş asır geçti.

Takvim hâlâ o günü unutmuyor.

Çünkü 27 Eylül bugün...

Preveze Deniz Zaferi'nin yıl dönümü ve Deniz Kuvvetleri Günü.

Üstelik hikâye Hızır'la başlamıyor.

1081

Çaka Bey.

Türk denizcilik tarihinin Anadolu'daki önemli başlangıç noktalarından biri.

Sonra...

Oruç Reis.

Piri Reis.

Turgut Reis.

Barbaros Hayreddin Paşa.

Kılıç Ali Paşa.

Ve bugünün Türk Deniz Kuvvetleri.

Neredeyse bin yıllık bir denizcilik hafızası.

Barbaros'un sancağına bakıyorsunuz...

O bile kitap.

Zülfikar var.

Dört halifeyi temsil eden işaretler var.

Dönemin inanç dünyasını anlatan semboller var.

Bir kumaş parçası değil.

Bir medeniyetin Akdeniz'de dalgalanan imzası.

Barbaros durmuyor.

Cezayir...

Preveze...

İtalya...

Fransa...

1543'te Toulon.

Düşünün.

16.yüzyılda İstanbul'dan çıkan Osmanlı donanması Fransa kıyılarında.

Bugün böyle bir hikâyeyi Hollywood yazsa...

“Yok artık!” deriz.

Halbuki...

Olmuş.

Peki biz hiç anlatmadık mı?

Anlattık.

Haksızlık etmeyelim.

1951'de Barbaros Hayrettin Paşa filmini çektik.

Cüneyt Gökçer oynadı.

Yetmiş yıl sonra Barbaroslar: Akdeniz'in Kılıcı geldi.

Oruç Reis'i Engin Altan Düzyatan...

Hızır Reis'i Ulaş Tuna Astepe canlandırdı.

Ardından Barbaros Hayreddin: Sultanın Fermanı geldi.

Tolgahan Sayışman oynadı.

Yani...

Filmimiz var.

Dizimiz var.

Tarihimiz zaten var.

Ama eksik olan başka.

Dünyaya anlatabildik mi?

Barbaros deyince dünyanın aklına İstanbul geliyor mu?

Preveze geliyor mu?

Cezayir geliyor mu?

Akdeniz geliyor mu?

Gelmesi lazım.

Bir Barbaros Rotası.

Gemileriyle...

Müzeleriyle...

Belgeselleriyle...

Çocuk kitaplarıyla...

Dijital oyunlarıyla...

Denizcilik festivalleriyle...

Ve 27 Eylül'ü merkezine alan uluslararası bir denizcilik haftasıyla...

Akdeniz'in tamamına anlatılabilecek bir hikâye.

Bizim ihtiyacımız yeni bir kahraman yaratmak değil.

Var olan kahramanımızı dünyaya anlatmak.

Sonra...

1546

İstanbul.

Hızır Reis gözlerini kapatıyor.

Beşiktaş'taki türbesine defnediliyor.

Ve ölümüne tarih düşüyorlar.

Uzun bir methiye değil.

Şatafatlı bir cümle değil.

Üç kelime.

Mate Reis-ül Bahr.

Yani...

Denizin Reisi öldü.

Ne güzel tarif.

Ne eksik.

Ne fazla.

Denizde yaşamıştı.

Denizde savaşmıştı.

Denizde kazanmıştı.

Ve öldüğünde bile...

Denizin yanına gömülmüştü.

Sonra bir gelenek oluştu.

Osmanlı donanması sefere çıkarken Beşiktaş'taki türbesinin önünden geçiyor...

Bu denizin bir hikâyesi var.

 

Yayın Tarihi
27.09.2026
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

ÇOK OKUNAN

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla