Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO), cumhuriyet öncesine dayanan köklü geçmişi ve kentin ekonomik hacmini temsil etme iddiasıyla Akdeniz'in en güçlü sivil toplum ve sermaye odaklarından biridir. Ancak ne zaman bir seçim dönemi yaklaşsa veya meclis/yönetim yenilenme süreçleri gündeme gelse, sergilenen tablo reel ekonominin sorunlarına çözüm üretmekten ziyade, küçük iktidar alanlarının paylaşım mücadelesini andırıyor.
Lafı hiç dolandırmadan doğrudan konuya girelim: Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) kulislerinde yine o bildik, kasvetli havalar esiyor. 140 yılı aşan tarihiyle Akdeniz ekonomisinin amiral gemisi olması gereken bu kurum, her seçim dönemi yaklaştığında maalesef kentin geleceğini planlayan bir vizyon merkezi değil; güç odaklarının, siyasi ikballerin ve rant hesaplarının kapıştığı bir er meydanına dönüşüyor.
Peki, bu hengamenin ortasında Antalya ne kazanıyor? Koca bir hiç.
Seçim süreçlerinde öne çıkan söylemler incelendiğinde, Antalya ekonomisinin geleceğine dair radikal ve nitelikli vizyon taslaklarıyla karşılaşmak neredeyse imkânsızdır. Turizmde dijital dönüşüm, tarımda iklim krizine dirençli modeller, kentin lojistik ve altyapı sorunları ya da küçük esnafın ezilme tehlikesi gibi hayati başlıklar; soyut vaatlerin ve protokol manevralarının gölgesinde kalmaktadır. Adayların vizyon belgesi açıklamak yerine kulis diplomasisine ağırlık vermesi, kurumun üyesinden ne kadar kopuk olduğunun belirgin bir göstergesidir.
Mavi mi, Kırmızı mı, Turuncu mu? Yoksa Projesizlik mi?
Hangi gruba bakarsanız bakın, renkler değişiyor ama senaryo asla değişmiyor. Adayların ağzından Antalya’nın yarınlarına dair ne duyuyoruz?
Turizmin tıkandığı noktada kent ekonomisini çeşitlendirecek somut bir hamle var mı? Yok.
Tarımda yaşanan iklim ve ihracat krizine karşı bilimsel bir reçete sunan var mı? Yok.
Kontrolsüz göçle, fırlayan kiralarla ve kepenk kapatma noktasına gelen esnafla ilgili radikal bir çözüm önerisi duyan oldu mu? Yine yok.
Onun yerine ne var? Kapalı kapılar arkasında yürütülen kafa sayma pazarlıkları, üyelere aidat zamanı hatırlayıp seçim dönemi gülücük dağıtan siyaset usulü ziyaretler ve "Bizim ekip kazansın da kent ne olursa olsun" zihniyeti.
ATSO seçimleri, üyelerin ortak çıkarını savunacak liyakat esaslı bir yarıştan ziyade, kentteki siyasi yapılanmaların, sermaye gruplarının veya güç odaklarının "nüfuz alanını koruma" mücadelesine dönüşmektedir. Seçim sonuçlarını belirleyen ana unsur sektörlerin gerçek talepleri değil; kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklar, oy blokajları ve hizip dengeleridir. Bu durum, seçilen yönetimin kurumsal tarafsızlığına ve meşruiyetine baştan gölge düşürmektedir.
On binlerce aktif üyesi bulunan devasa bir odada, sandığa katılım oranlarının ve üyelerin kurumsal aidiyet duygusunun düşüklüğü tesadüf değildir. Tüccar ve sanayici, odayı sadece aidat ödenen, resmi evrak alınan bürokratik bir mekanizma olarak görmeye zorlanmıştır. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) sesinin meclis yapısında ve yönetimde yeterince yankılanmaması, temsil sisteminin demokratik niteliğini tartışmalı hale getirmektedir.
Oda başkanlığı ve yönetim kurulu üyelikleri, kent ekonomisine hizmet etme gayesinden ziyade; kişisel ikbal, siyasi sıçrama tahtası veya iş dünyasında bireysel prestij sağlama aracı olarak algılanmaktadır. Seçim dönemlerinde kullanılan dil, medya ile kurulan ilişkiler ve kaynak kullanımı, kurum kültürünün yıpranmasına yol açmaktadır.
ATSO’nun Antalya için gerçek bir çekim merkezi ve vizyon kurumu haline gelebilmesi için;
Şeffaf ve katılımcı bir seçim mekanizmasının yerleşmesi,
Kapalı kapı pazarlıklarının yerini açık proje yarışlarının alması,
Sadece belirli güç odaklarının değil, tüm sektör komitelerinin sesinin eşit duyulması gerekmektedir.
Aksi takdirde her seçim dönemi, aynı akislerin tekrarlandığı ve kentin geleceğinden çalınan zaman dilimleri olmaktan öteye geçemeyecektir.
Bu Seçim Bir Uyanış Olmalı
Antalya artık kişisel hırsların, siyasi basamak hesaplarının ve grup heveslerinin oyun alanı olamayacak kadar kıymetli ve yorgun bir şehirdir. ATSO Yönetim Kurulu ve Meclisi, birilerinin kartvizitine "Başkan" yazdırtma yeri değildir.
Buradan tüm adaylara ve oy kullanacak üyelere açık bir çağrıda bulunuyorum: Projeniz yoksa, vizyonunuz yoksa, bu kentin geleceğine dair söyleyecek nitelikli tek bir sözünüz yoksa o koltukları meşgul etmeyin.
Seçim sandığından çıkan şey sadece bir yönetim kurulu listesi olmamalı; Antalya’nın heba edilen yarınlarının hesabı olmalıdır. Bu kentin tüccarı da kamuoyu da artık renklerin değil, akıl ve vizyonun peşinden gitmek zorundadır.
Saygılarımla,