İskender geldi.
İmparatorluk yıktı.
Gitti.
İran kaldı.
İran…
Bir ülke değil.
Bir enerji merkezi
Bir jeopolitik düğüm
Ve çoğu zaman… bir savaş sahnesi
Tarih aynı şeyi tekrar tekrar yazıyor.
I. Dünya Savaşı
İran tarafsızdı.
Osmanlı, Rusya, İngiltere girdi.
İran savaş alanı oldu.
II. Dünya Savaşı
Tarafsızdı yine.
Bu sefer İngiltere ve Sovyetler işgal etti.
Sebep?
Petrol
Yani mesele şu:
İran savaş çıkardığı için değil
önemli olduğu için savaşın içinde
Sonra 1973 geldi.
Yom Kippur Savaşı
Silahlar konuştu.
Dünyayı sarsan şey savaş değildi.
Petrol oldu.
Arap ülkeleri musluğu kapattı.
Ve dünya ilk kez diz çöktü.
O günlerde Henry Kissinger baskı yaparken,
Faysal bin Abdülaziz el-Suud tarihe geçen cevabı verdi:
“Biz hurma ve deve sütüyle yaşamaya alışığız.
Gerekirse yine öyle yaşarız.”
Bu bir cümle değil.
Bir meydan okuma
Ve sonuç?
Petrol 4 katına çıktı
Ekonomi yavaşladı
Enflasyon patladı
Yeni bir kelime doğdu:
Stagflasyon
Asıl kırılma başka yerde oldu.
İnsan davranışı değişti.
1973’ten sonra insanlar şunu yaptı:
Harcamayı kıstı
Lüksten vazgeçti
Tatili erteledi
Gerçek şu:
Petrol artarsa
Hayat pahalanır
Turizm yavaşlar
Bugün aynı film tekrar oynuyor.
İran-İsrail-ABD hattı…
Kimse savaş ilan etmiyor.
Ama herkes savaşıyor.
Yine aynı sonuç geliyor:
Petrol yükseliyor
Enerji pahalanıyor
Avrupa’da enflasyon artıyor
Sonra…
İnsan cebine bakıyor
Şunu diyor:
“Bu yıl tatil yapmasam mı?”
“Daha kısa mı gitsem?”
“Daha yakın bir yere mi yönelsem?”
Turizm dediğin şey…
Barışın çocuğudur
Kriz geldiğinde:
İlk vazgeçilen harcamadır
Bu hikâyenin en karanlık detayı…
Faysal bin Abdülaziz el-Suud
1975’te sarayında öldürüldü.
Resmî açıklama: bireysel suikast.
Ama tarih şunu fısıldar:
Petrolü silah yapanların kaderi… çoğu zaman kısa olur
Bugün ne oluyor biliyor musun?
Savaş henüz başlamadan bile:
Tatil planları değişiyor
Rezervasyonlar yavaşlıyor
Turizm frene basıyor
İskender geçti.
Savaşlar geçti.
Ama petrol…
Hâlâ dünyanın kaderini yazıyor.