Yeni bir Su Kanunu hazırlanıyor.
Metin düzgün. Maddeler yerli yerinde.
Devlet ciddiyeti hissediliyor.
Ama…
toprağa indiğinde hikâye değişiyor.
Mesela taslağın bir bölümünde diyor ki:
“Geçmişte izinsiz açtığın kuyuyu bildir.”
“Bir bedel öde, mesele kapansın.”
Yıllardır sessiz sedasız çektiğin suyu,
gel… resmileştirelim.
Adı düzenleme.
Tadı… kabullenme.
Sahaya bakalım.
Türkiye’de suyun büyük kısmı tarımda kullanılıyor.
Ne kadarı kontrol altında?
Bilmiyoruz.
Yeraltından su çekiliyor.
Kim çekiyor?
Ne kadar çekiyor?
Cevap yok.
Sistemin bir kısmı görünüyor…
büyük kısmı görünmüyor.
Sonsuz havuzlar, yemyeşil çimler, spa’lar…
Topraksız üretim, damla sulama, yıl boyu faaliyet…
İkisi de aynı kaynağa bağlı.
İkisi de duramaz.
Kaynak… duruyor.
Azalıyor.
ABD’de, özellikle Florida’da bu iş böyle yürümüyor.
“Benim kuyum” diyemiyorsun.
Su yönetim bölgeleri var.
Kuyu açmak için izin alıyorsun.
Ne kadar çekeceğin baştan belli.
Yetmiyor… çektiğin suyu ölçmek zorundasın.
Aşarsan ceza var.
Kuraklıkta bahçe sulama bile günlere bağlanıyor.
Yani su serbest değil… planlı.
Bizde?
Hâlâ sınırsızmış gibi.
Toprak çöküyor.
Obruklar oluşuyor.
Doğa bağırmıyor belki…
ama artık susmuyor da.
Açık açık söylüyor:
“Bitti.”
Kaliforniya bu noktaya gelmemek için
yeraltı suyunu havza havza planlıyor.
Mantık basit:
Ne kadar doluyorsa… o kadar kullan.
Fazlası yok.
Bizde ise hâlâ “nasıl olsa yerin altında” rahatlığı.
Biz ne yapıyoruz?
Çözüm basit:
kuyu aç.
Sorun da tam burada başlıyor.
Bu kuyuların bir kısmı kayıtlı.
Ama büyük kısmı sistemin dışında.
Denetim zayıf.
Veri yok.
Ama tüketim?
Çok net: yüksek.
Bu artık kullanım değil…
tükeniş.
İspanya’da böyle bir tabloya izin yok.
Havza bazlı yönetim var.
Herkes kayıtlı.
Her kullanım ölçülüyor.
Kaçak kuyu mu?
Kapatılıyor.
Affetme yok.
Türkiye su zengini değil.
Aksine, su baskısı altında.
Yağış azalıyor.
Talep artıyor.
Biz hâlâ yeraltındaki suyu
sınırsız sanıyoruz.
İsrail bu gerçeği çoktan kabul etmiş.
Yeraltı suyu tamamen devlet kontrolünde.
Kimin ne kadar kullanacağı belirli.
Tarımda damla sulama zorunlu.
Arıtılmış su tekrar kullanılıyor.
Çünkü orada kural net:
Su yoksa… üretim de yok.
Bizde ise hâlâ “idare ederiz” yaklaşımı.
Yeni taslak bir fırsat.
Ama tek başına çözüm değil.
Ne lazım?
Sayaç.
Anlık izleme.
Şeffaf veri.
Gerçek yaptırım.
Avustralya bunu farklı bir yöntemle çözmüş.
Su alınıp satılabiliyor.
Ama her litre kayıtlı.
Her hareket izleniyor.
Yani serbestlik var… ama başıboşluk yok.
Dünya diyor ki:
“Ölç, kontrol et, sınır koy.”
Turizm.
Tarım.
Ekonomi.
Hepsi suya bağlı.
Aradaki fark?
Yarın su olup olmayacağını belirleyecek.