Bazı virüsler vardır.
Adını pek duymayız.
Ama bir gün bir bakarsınız, herkesin hayatına girmiştir.
Nipah virüsü de tam olarak böyle bir şey.
Bilim insanlarının yıllardır “bir gün mutlaka başımıza iş açacak” dediği ama kamuoyunun adını pek bilmediği virüslerden biri.
1999 yılında Malezya’da, birkaç domuz çiftliğinde ortaya çıktı.
Kısa sürede yüzlerce insanı etkiledi.
O günden sonra tıp dünyasında adı “en tehlikeli patojenler” listesine yazıldı.
Çünkü öldürüyor.
Hem de az değil.
Yayılabiliyor.
Üstelik hâlâ onu durduracak kesin bir aşı da yok, net bir ilaç da.
Geçtiğimiz yıl, yani 2025’te, Hindistan’ın Kerala eyaletinde dört vaka görüldü.
İkisi hayatını kaybetti.
Malappuram ve Palakkad bölgelerinde ortaya çıktı.
Palakkad için daha da acı bir durumdu.
Bu bölge tarihinde ilk kez Nipah’la tanıştı.
Virüsün asıl taşıyıcıları meyve yarasaları.
Peki yarasalarla virüsler arasında neden bu kadar yakın ilişki var?
Virüsler neden özellikle yarasalarda?
Sebepleri var.
Meyve yarasaları, neredeyse tamamen şekerle yaşayan canlılardır.
Uçmak inanılmaz enerji gerektirir.
Hurma ise doğal şeker (glikoz, fruktoz) açısından çok zengin,
lifli ama yumuşak,
tek lokmada çok kalori veren nadir meyvelerden biridir.
Yarasa için hurma doğal enerji içeceği gibidir.
Meyve yarasalarının koku alma duyusu çok gelişmiştir.
Hurma olgunlaştıkça güçlü koku salar.
Gece bile rahat bulunur.
Fermente olmaya başladığında daha da çekici hale gelir.
Bu da yarasalar için adeta bir “gece neon tabelası” gibidir.
Hurma ağaçları yüksektir.
Dalları açıktır.
Meyveleri salkım salkımdır.
Bu yapı yarasaların konup rahatça beslenmesi için ideal bir mimaridir.
Kuşlardan bile daha avantajlıdırlar.
Yarasa dişleri sert kabuk kırmaya uygun değildir.
Ama yumuşak meyveleri emmeye çok uygundur.
Hurma sert değildir.
Isırınca hemen suyunu verir.
Posasını bırakıp özünü almak çok kolaydır.
Bir de güvenlik tarafı vardır.
Hurma ağaçları genelde insan yerleşimlerine yakındır.
Tarım alanlarındadır.
Yırtıcıların az olduğu bölgelerde bulunur.
Yarasalar kendileri hasta olmaz.
Ama virüsü yıllarca taşırlar.
Tükürükleriyle meyvelere bulaştırırlar.
İnsan o meyveyi yer.
Olan biteni anlamadan zincirin son halkası olur.
Hindistan ve Bangladeş’te yaygın olan çiğ hurma suyu da en bilinen geçiş yollarından biridir.
Mesele sadece ormanla, vahşi hayatla ilgili değil.
Pazardaki meyveyle ilgili.
Mutfaktaki bardakla ilgili.
Dünya Sağlık Örgütü “öncelikli tehdit” diyor.
Nipah çoğu zaman basit bir grip gibi başlıyor.
Belirtiler virüse maruz kaldıktan sonraki 4–14 gün içinde ortaya çıkıyor.
Ateş, baş ağrısı, halsizlik…
“Üşütmüşsündür” deniyor.
Ama birkaç gün sonra tablo değişiyor.
Baş dönmesi başlıyor.
Bilinç bulanıyor.
Konuşma bozuluyor.
Nöbetler geliyor.
Beyin iltihabı gelişiyor.
Bazı hastalarda solunum yetmezliği başlıyor.
Çoğu hasta 24–48 saat içinde komaya giriyor.
İstatistikler çok net.
Çok acı.
Ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 100 arasında.
2018’deki Kerala salgınında yüzde 91.
2024 ve 2025’te çıkan vakaların çoğu yine ölüm.
Hayatta kalanlar mı?
Onlar da eskisi gibi olmuyor.
Hafıza kaybı.
Kişilik değişiklikleri.
Nöbetler.
Kalıcı hasarlar.
Nipah sadece öldürmüyor.
Yaşayanı da değiştiriyor.
Asıl korkutucu tarafı şu:
Virüs insandan insana da bulaşabiliyor.
Yakın temasla.
Solunum yoluyla.
Dünya Sağlık Örgütü bugün için diyor ki:
“Kerala’da risk yerel. Uluslararası yayılım düşük.”
Ama hemen ardından şu cümleyi de ekliyor:
Hindistan’ın birçok eyaletinde yarasalarda Nipah antikorları bulundu.
Yani virüs sadece Kerala’da değil.
Başka kapıları da çalabilir.
Kritik nokta ise:
İnsandan insana bulaşabilen,
ölüm oranı çok yüksek,
aşısı olmayan bir virüs…
Pandemiler geçmişte kalmadı.
Bitmedi.
Sadece isim değiştiriyor.
Doğayla kurduğumuz ilişki,
yaban hayata ne kadar girdiğimiz,
ne yediğimiz,
sağlık sistemlerinin ne kadar hazır olduğu…
Hepsi bir sonraki felaketin takvimini belirliyor.
Nipah bugün manşetlerde değil.
Ama bilim dünyasında herkes biliyor:
Bu virüs, sessizce kapıda bekliyor.
Ve geldiğinde,
çok ağır bedeller ödetme potansiyeline sahip.