Ekim geldi.
Otellerde Oktoberfest başladı.
Bavyera müzikleri, geleneksel kıyafetler, Alman mutfağı ve elbette bira...
Antalya'dasınız, Side'desiniz, Belek'tesiniz ama otelin bahçesine girdiğinizde bir anda ortam değişiyor. Birkaç saatliğine de olsa kendinizi Münih'te hissediyorsunuz.
Aslında bunda garip bir şey yok.
Türkiye'deki oteller dünyanın dört bir yanından misafir ağırlıyor. Alman, İngiliz, Hollandalı, Avusturyalı... İnsanlar tatilde yalnızca deniz, kum ve güneş istemiyor; eğlenmek, kendi kültürlerinden izler görmek, alıştıkları etkinlikleri yaşamak istiyor.
Otel de misafirini memnun etmek için Oktoberfest düzenliyor.
Buraya kadar sorun yok.
Ama bu yıl üzerinde biraz düşünmemiz gereken başka bir konu var.
Oktoberfest'i yapmak kadar, nasıl gösterdiğimiz de önemli artık.
Etkinlik başlıyor. Otelin sosyal medya ekibi geliyor. Fotoğraflar, videolar çekiliyor. Misafirler bira bardaklarını kaldırıyor, şişeler ve markalar görüntüye giriyor.
Ardından Instagram'da:
“Oktoberfest coşkusu devam ediyor!”
İşte tam burada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Türkiye'de alkollü içkilerin reklam ve tanıtımına ilişkin mevzuat 2026 yılında değişti. Üstelik mesele yalnızca doğrudan “alkol reklamı” vermek değil; alkollü içki tüketimini özendiren veya teşvik eden etkinlikler, yayınlar ve görsel kullanımlar da dikkate alınmalı.
“Nasıl olsa 2027'de başlayacak” demek de doğru değil.
Etkinlikler ile yayın ve paylaşımlara ilişkin bazı hükümler 20 Haziran 2026'dan beri yürürlükte. 2027 tarihi ise bazı işyeri, marka, logo ve görsel uygulamalarının uyum süreci açısından önem taşıyor.
Anlayacağınız mesele gelecek yıl değil.
Bugün yaptığınız Instagram paylaşımı.
Elbette otel şöyle diyebilir:
“Biz bira reklamı yapmıyoruz, Oktoberfest'i paylaşıyoruz.”
Haklı da olabilir.
Önemli olan yalnızca paylaşımın altında ne yazdığı değil, görüntünün ne anlattığıdır.
Festivalin müziğini, yemeklerini, geleneksel kıyafetlerini ve eğlenen insanları göstermek başka; bira şişesini, markasını ve alkol tüketimini görüntünün merkezine yerleştirmek başka.
Çözüm aslında basit:
Festivali anlatalım, markayı değil.
Gastronomiyi gösterelim, şişeyi değil.
Eğlenceyi gösterelim, alkol tüketimini değil.
Kültürü öne çıkaralım, logoyu değil.
Sosyal medya işi değiştirdi.
Eskiden otelin bahçesindeki Oktoberfest'i birkaç yüz misafir görürdü. Etkinlik biter, masalar toplanırdı.
Çektiğiniz 20 saniyelik bir video yüz binlerce kişiye ulaşabiliyor ve yıllarca internette kalabiliyor.
Sosyal medya sorumlusunun paylaşım yapmadan önce kendisine tek bir soru sorması yeterli:
“Yarın bu paylaşımı bir denetçinin önüne koyduğumda rahatlıkla açıklayabilir miyim?”
Oktoberfest Türkiye'deki otellerde muhtemelen devam edecek.
Etmeli de.
Turizm sadece insanları bir ülkeden başka bir ülkeye taşımak değil.
Kültürler de seyahat ediyor.
Yemekler seyahat ediyor.
Müzikler seyahat ediyor.
Gelenekler de...
Oktoberfest de Münih'ten çıkıp Antalya'ya gelebilir.
Neden gelmesin?
Unutmamak lazım...
Festival Almanya'dan geliyor.
Otel Türkiye'de.
Misafir Alman olabilir.
Müzik Alman olabilir.
Menü Alman olabilir.
Gelenek Alman olabilir.
Ama otelin uymak zorunda olduğu mevzuat Türkiye'nin mevzuatı.
Bundan sonraki Oktoberfest hazırlık toplantılarında yiyecek-içecek, animasyon ve pazarlamanın yanına bir sandalye daha koymakta fayda var:
Hukuk ve kalite için.