Turizm sektöründe son yılların en popüler tartışmalarından birişu:
“Önemli olan kaç turist geldiği değil, ne kadar parabıraktığıdır.”
Hatta konu biraz daha ileri götürülerek sıkça şu görüşsavunuluyor:
“Daha az turist gelsin, daha çok para bıraksın.”
İlk bakışta kulağa son derece mantıklı geliyor. Kim daha fazlagelir elde etmek istemez ki?
Ancak bu söylem zaman içinde öylesine tekrarlandı ki, sankiturist sayısı önemsizmiş gibi bir algı oluşmaya başladı.
Oysa turizm ekonomisine biraz daha geniş açıdan baktığımızda, meselenin yalnızca kişi başı harcama olmadığı ortaya çıkıyor.
Bugün Türkiye yaklaşık 2 milyon yatak kapasitesine, dünyanınen modern havalimanlarından bazılarına, güçlü havayoluşirketlerine ve yaklaşık 3 milyon kişiye doğrudan veya dolaylıistihdam sağlayan dev bir turizm ekosistemine sahip.
Böylesine büyük bir yapının belirli bir hacme ihtiyaç duyduğugerçeğini göz ardı etmek mümkün değildir.
Asıl soru şudur:
Turist sayısını azaltarak mı büyüyeceğiz, yoksa mevcuthacmi koruyarak kişi başı geliri mi artıracağız?
Benim cevabım nettir:
Türkiye için doğru strateji, turist sayısını korurken kişi başıharcamayı artırmaktır.
Dünyanın Turizm Devleri Ne Yapıyor?
2025 yılında dünyanın en fazla turist ağırlayan ülkeleri Fransa, İspanya, ABD, Türkiye, İtalya, Meksika, Birleşik Krallık, Almanya, Japonya ve Yunanistan oldu.
Bu ülkelerin ortak özelliği nedir?
Hiçbiri turist sayısını azaltmaya çalışmıyor.
Tam tersine, hem turist sayılarını artırmaya hem de turist başınaelde edilen geliri yükseltmeye çalışıyorlar.
• İspanya yılda yaklaşık 95 milyon turist ağırlıyor ve kişi başıgeliri 1.200 doların üzerine çıkarmayı başarıyor.
• İtalya Türkiye’ye yakın turist sayılarına sahip olmasınarağmen kişi başı gelirde daha yüksek seviyelerdebulunuyor.
• ABD hem dünyanın en büyük turizm pazarlarından biri hem de kişi başı harcamada lider ülkelerden biri.
Yani dünyanın başarılı destinasyonları “sayı mı gelir mi?” tartışmasını çoktan geride bırakmış durumda.
Onlar her ikisini de artırmaya çalışıyor.
Turizm Bir Çarpan Etkisi Ekonomisidir
Turizm sadece otellerden ibaret değildir.
Bir turist ülkeye geldiğinde:
• Uçak bileti satın alır,
• Transfer kullanır,
• Restoranlarda yemek yer,
• Müzeleri ve ören yerlerini ziyaret eder,
• Turlara katılır,
• Alışveriş yapar,
• Taksi kullanır,
• Yerel üreticilerin ürünlerini tüketir.
Bu nedenle turizm gelirinin ekonomiye yayılma gücü son derece yüksektir.
Antalya’da konaklayan bir turist yalnızca otel sahibine kazanç sağlamaz.
Çiftçiye, kasaba, rehbere, şoföre, esnafa, havalimanı çalışanına, havayolu şirketine ve tedarik zincirinin tamamına ekonomik katkı sunar.
Bu nedenle turist sayısını yalnızca bir istatistik olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Bir Düşünce Deneyi
Varsayalım ki Türkiye bugün 60 milyon turist ağırlıyor ve yaklaşık 60 milyar dolar gelir elde ediyor.
Şimdi turist sayısını 30 milyona indirelim.
Ancak kişi başı harcamayı iki katına çıkararak toplam geliri koruyalım.
Kağıt üzerinde her şey mükemmel görünüyor.
Peki gerçekte ne olur?
• Otellerin önemli bölümü boş kalır.
• Uçuş sayıları azalır.
• Charter operasyonları küçülür.
• Yerel işletmeler müşteri kaybeder.
• İstihdam daralır.
• Turistik bölgelerdeki ekonomik canlılık azalır.
• Turizmin yarattığı çarpan etkisi zayıflar.
Yani toplam gelir aynı kalsa bile ekonomiye yayılan faydaazalabilir.
Bhutan ve Nepal Neden Türkiye İçin Örnek Değil?
Bu tartışmalarda sıkça Bhutan örneği verilir.
Bhutan bilinçli olarak “High Value – Low Volume” yani“Yüksek Değer – Düşük Hacim” modelini uyguluyor.
Yılda yaklaşık 200 bin turist ağırlıyor ve yüksek girişücretleriyle kişi başı harcamayı artırıyor.
Ancak Bhutan’ın nüfusu 1 milyona bile ulaşmıyor.
Ülkede milyonlarca yatak kapasitesi, yüzlerce uluslararası uçuşve dev bir turizm altyapısı bulunmuyor.
Nepal de benzer şekilde yılda yaklaşık 1 milyon turist ağırlıyorve turist başına ortalama harcama Türkiye’nin oldukça altındakalıyor.
Bu ülkeler için düşük hacim mantıklı olabilir.
Ancak Türkiye’nin ölçeği tamamen farklıdır.
Türkiye’nin rakipleri Bhutan ve Nepal değil; İspanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan’dır.
Gelirin Kimlere Ulaştığı da Önemlidir
Turizm gelirini değerlendirirken sadece toplam rakama bakmakyeterli değildir.
Gelirin kimlere ulaştığı da önemlidir.
Oda fiyatlarının yükselmesi bazı işletmelerin gelirleriniartırabilir.
Ancak turist sayısı azalırsa;
• Havayolları,
• Transfer şirketleri,
• Restoranlar,
• Müzeler,
• Rehberler,
• Yerel esnaf
aynı ölçüde fayda sağlayamaz.
Turizmin başarısı yalnızca birkaç işletmenin daha fazla kazanması değil, ekonomik faydanın toplumun geniş kesimlerine yayılmasıdır.
Türkiye’nin Gücü Hacmidir
Türkiye bugün dünyanın ilk beş turizm destinasyonu arasında yer alıyor.
Bu başarı tesadüf değildir.
Coğrafi konumu, yatak kapasitesi, havayolu ağı, yetişmiş insan kaynağı ve yatırım gücü sayesinde Türkiye yüksek hacimli turizmde dünya markası haline gelmiştir.
Bu avantajı dezavantaja çevirmeye çalışmak yerine daha verimli kullanmak gerekir.
Asıl hedef turist sayısını azaltmak değil, mevcut turistten daha fazla değer üretmektir.
Turist Sayısı Gelirin Rakibi Değildir
Turist sayısı ile gelir artışı birbirinin rakibi değildir.
Aksine biri diğerini besleyen iki temel unsurdur.
Dünyanın başarılı turizm ülkeleri bunu çoktan anlamış durumda.
Onlar “daha az turist mi, daha çok gelir mi?” sorusunutartışmıyor.
Hem daha fazla turist ağırlıyor hem de daha yüksek gelir eldeediyorlar.
Türkiye’nin hedefi de bu olmalıdır.
Çünkü turizmde gerçek başarı;
yüksek hacim ile yüksek katma değeri aynı andayaratabilmektir.
Turizmin geleceği, sayı ile geliri karşı karşıya getirmekte değil; ikisini birlikte büyütebilmektedir.
Bence artık sayı mı? gelir mi tartışmasını geride bırakalım…