Kurlar Yükleniyor...
articledummy

BİR İHTİMAL DAHA VAR

Görünen o ki biz turizmciler için; otellerin erkenden dolup taştığı, acentecilerin iki oda daha satabilmek için otelcilerle adeta mücadele ettiği o güzel yıllar artık geride kaldı.

“Coğrafya kaderdir” derler. Etrafımızdaki ateş çemberinin kolay kolay sönmeyeceği ortada. İçimizdeki siyasi çekişmelerin de kısa vadede sona ereceğini düşünmek pek gerçekçi görünmüyor. Şahsen ben, 55 yıldır aynı tartışmaların farklı versiyonlarını defalarca yaşadım.

Aynı şekilde ekonomi ve onun en büyük sorunlarından biri olan enflasyon da yine benim gördüğüm kadarıyla 55 yıldır bu ülkede tam anlamıyla kontrol altına alınamadı ya da alınmak istenmedi.

Kısacası; ister coğrafya deyin, ister ekonomi, ister iç dinamikler, ister dış etkenler… Turizmcilerin rahat ettiği, otellerin kendiliğinden dolduğu, kolay kazanç dönemleri artık geride kaldı.

Her yeni sezon, bir önceki sezondan daha zorlu geçecek gibi görünüyor.

Bir önceki yazımda söylediğim gibi:

DENİZ BİTTİ, KARA GÖRÜNDÜ.

Kaldığım yerden devam edeyim.

Bir ihtimal daha var!

Evet, hâlâ bir ihtimal var.

Denizin de en güzeli bizde, kumun da, güneşin de… Otellerimiz 5 yıldızlı, hizmet kalitemiz 10 numara. Daha ne olsun? “Çıkın çıkın gelin” demek artık yeterli mi?

Maalesef değil.

Yıllardır aynı bölgeye, hatta aynı otele gelen sadık misafirlerimizin sayısı her geçen gün azalıyor. Bu doğal bir süreç (Takdir-i İlahi). Onların çocukları olan yeni neslin tatil anlayışı değişti. Onlar anne babaları gibi ne otele ne de bölgeye sadıklar. Yeni yeni arayışlar içindeler.

Yeni nesil sadece güzel bir plajda uzanıp dinlenmek istemiyor. Tatil artık sadece konaklama değil; deneyim, keşif ve paylaşım anlamına geliyor.

Sosyal medya gerçeği hayatımızın merkezinde. İnsanlar yaşadıkları her deneyimi anında milyonlarla paylaşabiliyor. Böylece insanlar, tatilde sadece deniz-kum-güneş dışında da birçok farklı deneyim yaşayabileceklerini görüyor.

Bu nedenle artık iki-üç hafta aynı otelde kalma alışkanlığı da giderek azalıyor.

Yeni nesil tatillerini bölüyor:

Bir hafta burada, bir hafta orada, bir hafta başka bir ülkede…

Mart ayında Mısır, temmuz ayında Mallorca, ekim ayında Türkiye…

Peki neden?

Neden mart ayında Mısır?

Çünkü hava şartları ideal. Deniz ve dalış imkânları mükemmel. Üstelik fiyat avantajı var.

Neden temmuz ayında Mallorca veya Ibiza?

Çünkü sadece deniz-kum-güneş değil; müzik, eğlence, konserler ve festivaller var.

Neden ekim ayında Türkiye?

Çünkü hava hâlâ güzel, denize girilebiliyor. Fiyatlar yüksek sezona göre daha ulaşılabilir. Üstelik bazı otellerimiz artık ekim ayında Oktoberfest gibi temalı organizasyonlar düzenlemeye başladı.

İşte tam burada şu soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye sahilleri, turistlerin gözünde sadece güzel otellerin olduğu bir yer olmaktan çıkıp neden başlı başına birer cazibe merkezi olmasın?

Bugün özellikle en önemli kaynak pazarlarımız olan Almanya, Rusya ve İngiltere’den gelen misafirlerin ilgisini artırmak için ne yapıyoruz?

Şu anda yaptıklarımızı bir hatırlayalım:

  • 30 yıldır “A ram zam zam, A ram zam zam” şarkısıyla mini disco yapıyoruz. (Adult Only bir otelde çalıştığım ve bu şarkıları duymadığım için çok mutluyum.)
  • Düşük bütçeli ve kalitesiz animasyon gösterileri düzenliyoruz.
  • Her gün dart oynatıp kaybedeni havuza atıyoruz.
  • Bingo oynatıyor, hata yapan misafiri dansöz kıyafetiyle sahneye çıkarıyoruz.
  • Enstrüman çalmayı bilmeyen insanların eline enstrüman verip, hazır altyapı üzerine “canlı müzik” yaptırıyoruz.
  • Gece ise misafirleri güvenlik açısından tartışmalı eğlence mekânlarına “disco turu” adı altında götürüyoruz.
  • Safari adı altında insanları saatlerce dağ tepe dolaştırıp son durak olarak hastaneye bırakıyoruz.
  • Barlarımızda yarı çıplak geçlerimizle Arizona kertenkelesi dans figürleri ile müşterileri eğlendiriyoruz.

Eee.. Daha ne olsun?

Aslında olması gerekenler çok farklı. Kısa vadede, orta vadede ve uzun vadede yapmamız gereken çok şey var.

Kısa ve orta vadede yapabileceklerimiz...

Öncelikle otel tanıtımından destinasyon tanıtımına geçmemiz gerekiyor.
Artık sadece otellerimizin değil, bölgelerimizin cazibesini artırmalıyız.

Bunun için:

  • Bölgelerdeki turist profillerine göre yıllık etkinlik takvimleri hazırlanmalı.
  • Bu takvimler en az bir yıl önceden tüm tur operatörleriyle paylaşılmalı ve sürekli tanıtımı yapılmalı.
  • İnsanlara “Türkiye’ye gelmek için yeni sebepler” oluşturulmalı.

Peki neler yapılabilir?

  • Kendi ülkelerinde tanınan, izlenen ve sevilen sanatçıların katılacağı konser organizasyonları düzenlenebilir. (Biz Side’de buna başladık. Daha sonra ayrıntılı bilgi vereceğim). Bunlar bir konsere 100 binlerce dolar isteyen büyük sanatçılar olmak zorunda değil. Amerikalı bir sanatçının tek bir konseri için 120 bin kişinin İstanbul’a toplandığını unutmayalım.
  • Önemli spor organizasyonları ve yarışmalar yapılabilir. Yıllardır başarıyla düzenlenen Sea to Sky Motocross yarışları bunun güzel bir örneğidir. Bisiklet yarışları, maratonlar, beach volley turnuvaları, iron man, decathlon, dağ bisikleti yarışları, araba rallileri, kano – rafting, kürek, yelken, yat vb yarışlar ve daha nice uluslararası spor etkinlikleri takvimlere eklenebilir.
  • Dünyaca tanınan sporcuların katılımıyla yapılacak organizasyonların yaratacağı tanıtım etkisi inanılmaz seviyelerde olur.
  • Festival ve karnaval kültürü oluşturulabilir. İspanya’da sadece domates atmak için, Meksika’da sadece boya festivali için milyonlarca insanın seyahat ettiğini unutmayalım.
  • Okul tatili dönemlerinde çocuklu ailelere yönelik çocuk festivalleri, panayırlar ve eğlence alanları kurulabilir.
  • Aralık ayında Noel pazarları, eylül-ekim aylarında Oktoberfest benzeri etkinlikler ve daha birçok tematik organizasyonlar otellerden çıkıp bölgelerde halka açık alanlarda gerçekleştirilebilir. Böylece insanlar otelleri değil, daha çok bölgeleri konuşmaya başlar.

Önemli olan bunları bir kere yapmak değil.

Bunları kalıcı hale getirmek.

Bir yıl önceden tüm takvimleri açıklamak, dünya turizm pazarına “Antalya’da her zaman bir şey var” mesajını vermek çok önemlidir…

Çünkü artık turist sadece yatak satın almıyor.

Turist bir hikâye, bir deneyim ve unutamayacağı anılar satın alıyor.

Ve evet…

Bir ihtimal daha var.

Ama bu ihtimal, geçmişte yaptıklarımızı tekrar ederek değil; geleceğin turizmini bugünden inşa ederek mümkün olacak. Bu amaçla özel sektör, kamu, dernekler, oteller, tur operatörleri, dmc’ler, yerel yönetimler birlikte çalışmak ve birlikte planlamak zorundadır. Topyekün bir turizm hareketi başlatma zamanı geldi de geçiyor bile.

NOT: 10 gün önce Serdar Bayraktar ile yaptığımız mesleki sohbette aynı konuları konuşmuştuk. Ortak fikirlerde ve düşüncelerde buluşmuştuk. O da yazısında benzer konulara değinmiş. Çok sevindim. Side’de başlattığımız organizasyonlar için verdiği destekten ötürü ayrıca kendisine teşekkürü borç bilirim.

 

Yayın Tarihi
10.07.2026
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Bu makaleye ilk yorumu yazan siz olun.

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla