Kurlar Yükleniyor...
articledummy

DENİZ BİTTİ, KARA GÖRÜNDÜ

1980’li yılların ortasıydı...

Uçsuz bucaksız, bakir, tertemiz ve doğal sahillerimiz turizme açıldı. Devlet teşvikleri ve destekleriyle başlayan süreç, 1990’lı yılların sonuna kadar tam anlamıyla bir turizm patlamasına dönüştü.

Deniz, kum ve güneş üçlemesi; Türk misafirperverliği ile birleşince, başta Almanlar olmak üzere Avrupalı turistler Antalya sahillerine akın etmeye başladı.

1990’lı yılların ortalarında bu tabloya dünyaya yeni açılan Rus turistler de eklenince sektör adeta altın çağını yaşamaya başladı. Artık paraya yeni bir isim bulma zamanı gelmişti. Öyle ya, paraya artık para diyemezdik.

Yatırımcıların iştahı kabardıkça kabardı. Yerel yönetimlerin desteği, devlet teşvikleri ve kolaylıkları derken her yıl yeni oteller yükselmeye başladı. Antalya turizm pastasından pay almak isteyen onlarca yeni tesis ve binlerce yeni yatak her yıl sektöre dahil olmaya başladı..

Ancak her yeni otel, bir diğerinin rakibiydi.
Daha büyük...
Daha lüks...
Daha konforlu...
Daha gösterişli...

Rekabet her geçen gün sertleşiyordu. Bir süre sonra deniz, kum ve güneşin tek başına yeterli olmadığı düşünülmeye başlandı.

"Falanca otel bunu veriyorsa biz de verelim." "Yetmez, şunu da ekleyelim." "Olmadı, bunu da dahil edelim."

Derken sektörün kaderini değiştiren kavram ortaya çıktı: HD (Her Şey Dahil). Bu da kesmedi. Yok PLUS, yok ULTRA, yok ULTIMATE diye Türkün üstün zekası ve yaratıcılığı ile çeşitlendirdikçe çeşitlendirdik.

Türk misafirperverliği ile birleşen bu sistemler kısa sürede başka bir boyuta taşındı. Çünkü bizim kültürümüzde eve gelen misafirin önüne Allah ne verdiyse koymak vardı. Turizm sektörü de aynısını yaptı. Ve böylece Her Şey Dahil konseptinin zirvesi doğdu:

ANVD — Allah Ne Verdiyse Dahil.
Artık sınır yoktu.
24 saat yemek...
24 saat içecek...
24 saat hizmet...Ye yiyebildiğin kadar...İç içebildiğin kadar...

Peki ya eğlence? Elbette o da olmalıydı.
Animasyonlar başladı. Şovlar başladı. Dünyanın dört bir yanından gösteri ekipleri getirildi.
Plaj partileri...
Havuz partileri...
Gece partileri...
Gündüz partileri..
Kese-Köpük partileri...Derken geldik bugünlere...

Bugün plajlarımız artık eskisi kadar doğal değil. Eskisi kadar geniş hiç değil.

Plansız ve kontrolsüz büyümenin ve çarpık yapılaşmanın sonucu olarak bazı bölgelerde insanlar adeta balık istifi gibi güneşlenmek zorunda kalıyor. Bir otelin balkonu ile diğer otelin balkonu arasında içecek alış verişi yapılıyor. Plajdan dönen misafir otelini şaşırıp başka otelin bahçesine giriyor.

İkinci bant...
Üçüncü bant...
Beşinci bant... derken misafirlerimiz artık otelden plaja gitmek için taksi kullanmaya başladı.

Hangi plajın hangi otele ait olduğu belli değil. Temizlik konusu ise tartışmalı.

Antalya-Alanya arasındaki trafik sorununa ise hiç girmiyorum bile. Havaalanından transfer süreleri Side için 1 saatten 2 saate, Alanya için 2 saatten 3 - 3,5 saate çıktı.

Peki sorunlar bununla mı sınırlı? Elbette hayır.

Bir türlü düşürülemeyen enflasyon...
Yıllardır yükselen maliyetler...
Buna karşılık yerinde sayan döviz kurları...

Gelir azalırken giderlerin durmaksızın arttığı bir ekonomik denklem...

Yatırımcıların azalan karlılıkları kabullenememesi sonucu 5-6 yıl öncesine göre neredeyse iki katına çıkan oda fiyatları...

Markette, restoranda, barda veya AVM'de gördüğü fiyatları kendi ülkesiyle kıyaslayıp kısa süreli bir şok geçiren turistler...

Yaşam maliyetleri nedeniyle sektörden uzaklaşan turizm çalışanları ve giderek büyüyen kalifiye personel açığı. Yetmezmiş gibi bir de yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye ulaşmadan, doğru düzgün yabancı bir dil dahi öğrenmeden sektörde önemli makamları işgal etmeye başlayan liyakatsiz yöneticiler. Ucuz insan gücü arayışları.

İçiniz mi karardı? Biliyorum. Biraz daha sabredin.

Uzun yıllar "hizmet kalitesi düşük" diyerek küçümsediğimiz Mısır, bugün ciddi bir rakip hâline geldi.

Üstelik bunda büyük ölçüde Türk yatırımcıların ve Türk yöneticilerin payı var. Türk sermayesi ve Türk tecrübesi, Mısır turizminin kalite çıtasını ciddi şekilde yükseltti. Ve şimdi aynı pazarlarda dişli rakibimiz durumundalar. Potaya giren başka başka, yeni destinasyonları da unutmayalım.

Yetmedi...

Avrupa haber bültenlerinde sürekli yer bulan ülkemiz siyasetine ait tartışmalar...
Belediyelerle ilgili gündemler...
Gittikçe sertleşen siyasi kavgalar...
Ülkedeki adalete olan güvensizlik..
Rusya-Ukrayna savaşı...
ABD-İsrail-İran savaşı...
Bölgedeki güvenlik endişeleri...

Bütün bir kış boyunca uyuyan belediyelerin, kara yollarının ve devlet su işlerinin tam sezonu açarken akıllarına gelen alt yapı çalışmaları. Oteller arasında dolaşan kepçeler, kamyonlar.

Otellerdeki güvenlik sorunlarını dünya medyasına taşıyan can pazarları. Yıllarca ihmal ve istismar edilen güvenlik önlemlerinin sezon başlarken hayata geçirilme çabaları.

Vs. Vs...

Hepsi aynı fotoğrafın içinde duruyor.

Sonuç? İptal edilen uçuşlar. Dolmayan oteller, %50-60-70 indirimler. Kepenk kapatan esnaf.

Yani dostlar DENİZ BİTTİ, KARA GÖRÜNDÜ.

Peki şimdi ne yapacağız?

Bir ihtimal daha var!..

  • İkinci bölümde...
  •  
Yayın Tarihi
29.06.2026
Bu Haber İçin Yorum Yapın
NOT: E-Mail adresiniz web sitemiz üzerinde yayınlanmayacaktır.
CAPTCHA Image
Kayıtlı Yorumlar
Doğru söze ne hacet

Kemal Akyıldız 29.06.2026

Sevgili Arkın Bey,Cok guzel bir özet.Misir Turizmi gerçekten çok hızlı bir şekilde yukarı tırmanıyor.Otellerin kalitesi,verilen hizmet agitlamakta olduğumuz Avrupalı turistler tarafından çok beğenilmek ve takdir edilmekte.Turkiyeden gelen onlarca üst düzey yönetici burada .Türk turizm anlayışı buraya yerleşiyor

Lemi Kucuk 29.06.2026

Çerez Kullanımı

Kullandığımız çerezler hakkında bilgi almak ve haklarınızı öğrenmek için Çerez Politikamıza bakabilirsiniz.

Daha Fazla