Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş, turizm sezonu öncesinde yalnızca bölgeyi değil, dünya turizmini de olumsuz etkiledi. Özellikle Dubai ve Doha gibi transit uçuşların yapıldığı önemli merkezlerin füze saldırılarına maruz kalması, Asya ile Avrupa arasındaki önemli hava köprülerinden birinin fiilen kesilmesine yol açtı. Avrupa ülkelerinin Körfez ülkelerine yönelik seyahat kısıtlamaları getirmesi ise kış aylarının önemli turizm destinasyonlarını adeta durma noktasına getirdi.
Bu günlerde tur operatörleri, bölgede bulunan on binlerce turisti ülkelerine geri götürebilmek için yoğun bir çaba sarf ediyor.
Henüz pandeminin yarattığı zararı tam olarak telafi edememiş olan turizm sektörü, ikinci bir kabusu yaşamamak adına bir yandan sezonu kurtarmaya çalışıyor. Ancak sektörün önünde iki büyük engel bulunuyor:
- Savaşın hâlâ devam ediyor olması,
- Artan yakıt fiyatları
Bugüne kadar süreci kontrollü ve tarafsız bir şekilde yürütmeye çalışan Türkiye’nin hava sahasında düşürülen iki füzenin uluslararası basında yer alması, Türkiye’nin de savaşın tarafı olduğu yönünde bir algı yaratmış olabilir. Türk turizmciler bunun ilk sonuçlarını rezervasyonlarda yaşanan keskin duraksama ve mevcut rezervasyonlarda görülen kısmi iptallerle hissediyor.
İçinde bulunduğumuz dönem, yaz sezonu için rezervasyonların yoğun şekilde yapıldığı bir zaman dilimi. Ancak yeni rezervasyonların geçen yıla kıyasla %30 ila %50 oranında azaldığı görülüyor.
Kimse “savaş bizim bölgemizde değil, bir şey olmaz” düşüncesinde değil. Zira bu savaş ciddi ölçüde bir “uçuş korkusu”yaratmış durumda. Dünyanın en güvenli destinasyonlarından biri olarak görülen Dubai’de havalimanının kapanması ve insanların otellerinden çıkamaması, tatilcilerde ciddi bir endişe oluşturdu ve uçma konusunda çekingenlik yarattı. Bu durumun bir süre daha devam etmesi ve sezonun başlangıcı olan Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını etkilemesi bekleniyor. Sezon başında tatil planlayanların önemli bir kısmı seyahatlerini sonbahara erteleyebilir.
Öte yandan son beş yılın en yüksek seviyelerine ulaşan yakıt fiyatları, tatilin en önemli iki ayağından biri olan ulaşım maliyetlerini ciddi biçimde artıracak. Artan petrol fiyatları, turistlerin konaklayacakları destinasyonlara ulaşma maliyetini yükseltecek ve bu durum genel tatil fiyatlarının daha da pahalanmasına yol açacaktır.
Bir yandan artan seyahat isteği, diğer yandan seyahatin önündeki engeller hem turistleri hem de turizm sektörünü zorlayan bir tablo ortaya çıkarıyor. Ancak sektör, geçmiş krizlerden edindiği deneyimle bu süreci yönetmeye çalışıyor.
NEVRUZ VE PASKALYA ÇOK ETKİLENECEK
Türkiye açısından tablo ne tamamen karamsar ne de çok parlak görünüyor. İlk etapta büyük ölçüde İran pazarına bağlı olan Nevruz döneminin ciddi şekilde etkileneceğini öngörmek zor değil. Geçtiğimiz yıl Nevruz döneminde Antalya’ya İran’dan yaklaşık 15 bin turist gelmiş ve İran pazarı Mart ayının dördüncü büyük pazarı olmuştu.
Nevruz’un hemen ardından gelen ve Hristiyan dünyasının en önemli tatillerinden biri olan Paskalya da savaşın psikolojik etkisinden nasibini alabilir. Almanya, Polonya, İngiltere, Hollanda, Avusturya, Belçika ve Çekya gibi Antalya için güçlü pazarlardan gelişlerde yavaşlama yaşanabilir. Geçmiş yıllarda bu dönemde Antalya’ya yarım milyondan fazla turist gelmiş, charter uçuşların başlamasıyla sezon fiilen açılmıştı. Bu nedenle Paskalya turizm sektörü için psikolojik olarak sezonun başlangıcı anlamına geliyor.
Paskalya sonrasında ise gözler Mayıs ayına ve Rus turistlere çevrilecek. Mevcut koşullar altında savaşın Rus turistleri diğer pazarlara kıyasla daha az etkilemesi bekleniyor. Sektör Paskalya dönemini zayıf geçirirse, sezonun gerçek başlangıcı Rus turistlerin yoğun gelişiyle olabilir.
Haziran başından Temmuz ortasına kadar sürecek olan Dünya Futbol Şampiyonası ise bazı tatilcilerin bu dönemde kendi ülkelerinde kalmayı tercih etmesine yol açabilir. Artan tatil maliyetleri de bu tercihi güçlendirebilir.
Birkaç hafta öncesine kadar Türkiye’de turizm sezonunun geçen yıla yakın seviyelerde geçeceği konusunda genel bir iyimserlik hakimdi. Ancak içinde bulunduğumuz savaş ortamı ve Türkiye’nin coğrafi olarak bölgeye yakınlığı, Avrupa’daki tatilcilerin bölgeden uzak durma eğilimini artırabilir. Bu nedenle turizm sektörünün beklentilerini revize etmesi ve geçen yıla kıyasla daha düşük sayıda turistle yetinmesi gerekebilir. Rota yine hemen her krizde olduğu olduğu gibi iç pazara yönelir.
Bu yıl turistler, dünya genelinde savaşın dışında kalan destinasyonları tercih edeceklerdir. Güvenlik, fiyatın önüne geçen en önemli kriter haline geliyor. Bu noktada İspanya güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. Onu İtalya takip ediyor. Artan kapasiteyi karşılamak açısından Portekiz ve Yunanistan da alternatif destinasyonlar olabilir.
Dubai ve Orta Doğu’ya gidemeyen turistlerin otomatik olarak Türkiye’ye yöneleceğini düşünmek ise gerçekçi olmayacaktır. Bu yönde bir beklenti içine girmemek gerekir.
Görünen o ki turizm sektörü, fiyatın değil güvenliğin belirleyici olduğu bir sezona doğru ilerliyor.
Sektör zor dönem eşiğinde yolunu arıyor…