Değerli okurlarım, Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu mezunları olarak aşağı yukarı elli yıldır yapmakta olduğumuz buluşmalarımızın bir diğerini 4-8 Haziran 2026 tarihleri arasında Çorum şehrimizde gerçekleştirdik.
4 Haziran 2026 tarihinde Çorum Büyük otelde bir araya geldik. Bu yılki buluşmamıza elli arkadaşımız katıldı. Ertesi günü ilk gezi durağımız Amasya şehrimiz oldu. Sabah kahvaltımızdan sonra profesyonel turist rehberimizle birlikte yola çıktık. Şehzadeler şehri Amasya’mızı çoğunuz görmüş olabilirsiniz. Görmeyenler için ilk önerim muhakkak görmeleri olacaktır. Bu sene yoğun yağmurların olmasının yarattığı etki ile olsa gerek, yol boyu tarlalar, ovalar ve dağlar alabildiğine yem yeşil güzelleriyle hepimizi büyüledi. Bu büyü üç gün boyunca gezdiğimiz diğer yörelerde de sürdü.
Amasya’da ilk durağımız hepimizin bildiği Ferhat ile Şirin destanının süregeldiği mekan oldu. Bu mekanda müze, Ferhat ile Şirin mezarı, Ferhat’ın aşkı uğruna dağ yamacında açmış olduğu su kanalı ve dağda onların adına yapılmış demirden heykelleri seyretmek ve bol bol fotoğraf çekmek oldu.
Amasya, bilindiği üzere Yeşilırmak vadisi kıyılarına ve dağlara kurulmuş, güvenlik açısından korunaklı bir Osmanlı şehridir. Bu özelliği nedeniyle çoğu Osmanlı şehzadeleri burada eğitim ve öğretim almışlar, yetiştirildikten sonra diğer kentlere dağıtılmışlardır. İçlerinden bazıları da Osmanlı padişahı olmuşlardır.
Üç veya dört sene önce bir vesile ile ziyaret ettiğim Amasya’da Yeşilırmak nehrinin neredeyse kuruma noktasına geldiğini ve hatta nehir yatağında zaman zaman küçük adacıkların oluştuğunu görmüştüm. Ancak, bu sefer durum tam tersine idi. Nehir, zaman zaman taştığını ve kıyıdaki evleri ve dükkanları da tehdit etmiş olduğunu öğrendik. Şu an bile nehir debisinin oldukça yüksek olduğunu söyleyebilirim. Amasya’da tarihi değeri olan Yalıboyu evlerini, II.Beyazıt camii ve külliyesini, Tıp müzesini (Darüşşifa),Kaya mezarlarını ve şehzadeler müzesini gezdik. Gurubun ortalama yaşı uygun olmadığı için Amasya kalesine çıkamadık. Akşam yemeğini Amasya’da aldıktan sonra Çorum’a otelimize döndük.
Ertesi günü yine kahvaltı aldıktan sonra uzun sürecek bir yolculuğa yani Tokat gezimize başladık. Dar köy ve kasaba yollarından geçerek İncesu köyü ve kanyonuna geldik. Kanyonun özelliği on iki km. derinliğinde ve iki dağ arasında olmasıdır. İncesu deresi bol yağışlar etkisiyle debisi yüksek bir şekilde akmaya devam ediyor. Hatta zaman zaman bölge Jandarmanın anonslarıyla ziyaretçilerin ve yerleşik köylülerin bölgeyi boşaltmalarının da istendiği bize köylüler tarafından iletildi. Kanyonun derinliklerine kadar gidilebilmesini sağlamak adına dağ yamacına monte edilmiş tahta zeminli iki kişinin yan yana yürüyebileceği genişlikte köprü tipli yürüyüş yolunun yapılmış olması işimizi kolaylaştırmış oldu. Kanyonun derinliğine kadar giden arkadaşlarımızın gördükleri en önemli eser, kayaya oyulmuş ve Anadolu’un en büyük Kibele kabartmasıdır.
İncesu kanyonunun doğal güzelliklerini anlatmak belki mümkün olabilir ancak görmek bir başka güzel olacaktır. Ülkemizin güzelliklerini resimlerde ya da videolarda görmek bence yetmez, muhakkak yaşamak gerekir. Kanyon ziyaretimizi tamamladıktan sonra bir buçuk saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra ülkemizin en büyük sarkıt ve dikitlerinin olduğu Tokat Ballıca mağarasına geldik. Tırmanma zorluğu adına bazı arkadaşlarımız mağarayı göremesede diğerleri ziyaret ettiler. Tokat şehrimiz göz alabildiğine verimli topraklarıyla bizleri hayran bıraktı. Tokat merkezde bizlere serbest zaman verildiğinde aşağı yukarı hepimiz ilk önce tarihi Taşhan ziyaretini yaptık. Taşhan, 17 yy. Osmanlı kervansarayı. İçindeki tüm bölmelerde bugün mağazalar bulunmakta ve Tokat yöresel ürünlerini alma ve tarihi kafelerde dinlenme fırsatı bulduk. Akşam vakti olduğu için herbirimiz Tokat yöresel yemeklerinin nerelerde yenilebileceğini öğrendik. Bir grup arkadaş olarak bizler yine tarihi bir han olan Pirhan restoranına geldik. Bu restoranda meşhur Tokat kebabı, keşkek, kabarık kebap,bat,bacaklı çorba ve baklalı dolma yiyebilirsiniz. Tokat gastronomisi tıpkı Amasya mutfağı gibi oldukça zengin, lezzetli ve unutulmaz tatlardan oluşmaktadır. Tokat üzüm bağları, meyve bahçeleri ve sebze çeşitleri ile ünlü bir ilimizdir. Şehir merkezi dar bir cadde üzerinde kurulmuş olmasına karşın, şehir kuzey ve batı ekseninde modern binaları ile büyümesine devam etmektedir.Tokat gezimiz Çorum şehrine uzak olması nedeniyle oldukça uzun bir zamanımızı aldı. Geceye doğru otelimize geri döndük. Arkadaşlarımız arasındaki en önemli bağ, taa öğrencilik yıllarımızı, sınıflardaki yaramazlıklarımızı hala konuşmuş olmak ve o günleri yeniden yaşamak keyfine ulaşmak olduğunu tahmin edersiniz. Tüm günün yorgunluğuna rağmen otele döndüğümüzde sohbetlerimizin gece yarısına kadar devam etmesidir.
Artık sıra Çorum ilimizin detaylı gezilip, yaşanmasına gelmişti. Sabah kahvaltısından sonra ilk işimiz Hititlerin başkenti Hattuşa’ya gitmek oldu. Uzun yıllar rehberlik yapmış olmama rağmen Hattuşa’yı görme şansım olmamıştı. Şahsen çok etkilendim ve neden şimdiye kadar gelmedim diye de üzüldüm. Değerli okurlarım, ne olur, zaman bulur bulmaz muhakkak görmeniz gereken bir ören yeridir, Hattuşa. Hattuşa’nın ilk yerleşik halkının Hattiler olduğu söyleniyor. Daha sonra Hititler bu bölgeye yerleşiyor. Hititler, MÖ 1650_1200 yıllaları arasında Çorum(Boğazkale) civarında kurulan ve dönemin en güçlü devletlerinden biri olmuştur. O dönemde dünyada Mısır medeniyeti ve Mezopotamyadaki Sümerlerin varlığından bahsedilmektedir.
Hattuşa 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bir açık hava müzesidir. Hattuşa, baştan başa 8 km. uzunluğunda surlarla çevrili olup Aslanlı kapı, Büyük tapınak,Kral kapısı ve Yazılıkaya tapınağı ile muhteşem bir alandır. Antik şehirlerde olmazsa olmaz üç önemli unsurdan birisi suya yakın olması, ekilebilir arazı ve de güvenliktir. Bu nedenle şehir çepeçevre surlarla kaplanmıştır. Hititler, MÖ 1285 yılında Mısırlılarla savaşmış ve tarihte ilk bilinen yazılı Kadeş Antlaşmasını imzalamıştır. Hititler, MÖ 1200 yılı civarında iç çekişmeler, dış baskılar ve kuraklık gibi nedenlerle yıkılmış ve başkent terk edilmeye başlanmıştır.
Hattuşa gezimizin ardından 37 km. mesafede çok önemli bir başka mekana Alacahöyük ören yerine gittik. Alacahöyük, kalkolitik dönemden demir çağına kadar dört ana uygarlık katmanına ev sahipliği yapmış, Hititlerin önemli bir dini ve sanat merkezi olan arkeolojik bir alandır. M.Ö. 2500-2000 yıllarına tarihlenen zengin kral mezarları, sfenksli kapı, Hitit barajı ve dört farklı medeniyeti barındırmaktadır. 1835 yılında keşfedilen bölgede, 1935’te Atatürk’ün talimatıyla Türk Tarih Kurumu adına ilk sistemli kazılar başlamıştır.
Sfenksli kapı, Hatti kral mezarları, büyük tapınak ve kazı buluntularının sergilendiği Alacahöyük müzesini ziyaret ettik. Her iki etkileyici ören yerlerinden sonra Çorum şehir merkezi ziyaretimize başladık. Tarihi saat kulesinin hemen yanında Çorum’luların dünyanın merkezi diye iddaa ettikleri noktada bulunduk, resimlerimizi çektik . Çorum merkez olarak bence iyi düşünülmüş olup, geniş bir park alanı, karşısında tarihi ulu camii,çevresinde tarihi konakların bulunduğu sokaklar ve altlarında meşhur Çorum leblebisi ve diğer çerezlerin satıldığı dükkanlar, otantik kafeler ile donatılmış şirin ve rahat bir merkez havası vermektedir.
Artık son gecemiz ve ertesi günü kahvaltıdan sonra arkadaşlarımız ülkemizin değişik illerindeki evlerine geri dönecekler. Son gecemiz olan gala gecemizi, şehir merkezinde bulunan tarihi Katipler konağında gerçekleştirdik. Yöresel yemeklerden oluşan zengin bir menü ve hoş müzik eşliğinde eğlendik. Her yıl olduğu gibi yine bu gece gelecek sene ülkemizin hangi nadide köşesinde buluşalım sohbetinde büyük bir katılımla Gaziantep kabul gördü. Gelecek yıl inşallah Gaziantep şehrinde buluşmak ümidiyle diye dedik.
Bu gezimizin organizasyonunda bize her türlü teknik ve organizasyon desteğinde bulunan Cep gurup yönetici ve çalışanlarına da teşekkürlerimizi bir defa daha belirtmek isteriz.
Gelecek yıl Gaziantep’te buluşmak dileklerimle, sağlıcakla kalınız…….