Son yıllarda turizmde bir “sertifika” meselesidir gidiyor. Her şeyin bir belgesi, bir kağıdı, bir onayı var. İş ilanlarına bakıyorsunuz; şu sertifika, bu eğitim, o belge… Sanki turizmi insanlar değil de dosyalar yürütüyormuş gibi.
Yanlış anlaşılmasın, eğitime karşı değilim. Elbette bilmek, öğrenmek, kendini geliştirmek kıymetli. Ama turizm dediğimiz şey sadece sınıfta öğrenilen bir meslek mi gerçekten? Bir misafirin yüzüne bakıp “bir şeyler ters gidiyor” hissini hangi sertifika veriyor mesela? Ya da sabahın altısında uykusuz ama hâlâ güler yüzlü olmayı hangi eğitim anlatıyor?
Zaten sektörde yıllardır dolaşan bir cümle vardır: “Turizm bir meslek değil, herkes yapabilir. Üniversitede turizm okumak zorunda değilsin; hangi bölümü okursan oku, bu sektöre girebilirsin.” Bir yanıyla doğru, bir yanıyla tehlikeli bir cümle bu. Çünkü turizm gerçekten kapısı herkese açık bir alan ama bu, işin ciddiyetini azaltmıyor.
Sahada yetişmiş insanların değeri, son yıllarda biraz arka planda kalıyor gibi geliyor bana. Yıllarını bu sektöre vermiş, kriz görmüş, sezon görmüş, binlerce misafir ağırlamış insanlar… Ama kağıdı yoksa, bir anda “eksik” sayılıyor.
Turizmde tecrübe; sezgidir. Bir misafirin cümlesini bitirmeden ne demek istediğini anlamaktır. Bir şikâyeti büyümeden çözmektir. Bazen de hiçbir şey söylemeden sadece dinlemektir.
Ben Hollanda’da turizm ve otelcilik eğitimi aldım. Bu mesleğin teorisini de pratiğini de bilen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Turizm sadece diploma ya da sertifikayla yapılacak bir iş değildir. Sahaya çıkmadan, insanla temas etmeden, sorumluluk almadan bu sektör öğrenilmez.
Belki de artık net bir karar vermemiz gerekiyor. Ya turizmi gerçekten bir meslek olarak göreceğiz ve insanına, emeğine, tecrübesine sahip çıkacağız… Ya da “herkes yapar” deyip, sonra da neden bu sektörde kalite tutmuyor diye sormaya devam edeceğiz.