Türkiye’nin dört bir yanında eski yapılar yıkılıyor, yenileri yapılıyor.
Kentsel dönüşüm artık geleceğin konusu değil. Bugün yaşanıyor.
Temel amaç tartışmasız: depreme dayanıklı yapılar ve can güvenliği.
Ancak böylesine büyük bir dönüşüm yaşanırken önümüzde başka bir fırsat daha duruyor.
Madem kentlerimizin önemli bir bölümünü yeniden yapıyoruz, neden daha güzelini de yapmayalım?
Bugün yapılan bir bina belki 100 yıl aynı caddede duracak.
Sadece binayı değil, önümüzdeki yüz yılın kent görüntüsünü de inşa ediyoruz.
Özellikle turizm kentlerinde bu fırsat çok daha değerli.
Kent girişleri, ana bulvarlar, kıyı aksları ve turizm koridorlarında belediyelerin mevcut yetkileri daha etkin kullanılabilir.
Her beldenin kendi kimliğine özgü standartları belirlenebilir ve kararlılıkla uygulanabilir.
Cephe.
Malzeme.
Tabela.
Peyzaj.
Aydınlatma.
Sokakla ilişki.
Kültürel miras.
Bunların tamamı bölgenin kimliğine uygun kentsel tasarım standartlarına bağlanabilir.
Amaç bütün binaları birbirine benzetmek değil.
Tam tersine:
Antalya Antalya gibi.
Kaş Kaş gibi.
Kalkan Kalkan gibi görünmeli.
Kentsel dönüşüm zorunlu olarak yapılıyor.
Ama onunla birlikte gelen bu fırsat bir zorunluluk değil.
Onu görmek ve değerlendirmek bizim tercihimiz.
Bugün yapacağımız yapılar belki yüz yıl yaşayacak.
Bu fırsat kaçmaz.
Kaçmamalı.
Kaçırmayalım.