Turizm sektöründe yıllardır aynı konuları konuşuyoruz. Her sezon sonunda eksiklerimizi tespit ediyor, eleştirilerimizi dile getiriyor ve çözüm önerileri sunuyoruz. Ancak yeni sezon başladığında kendimizi yine aynı döngünün içinde buluyoruz: fiyat indirimleri, son dakika satışları (last minute), doluluk kaygısı ve kriz yönetimi…
Artık şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor: Dünya değişti, turizm de değişti. Buna rağmen biz hâlâ eski oyunun kurallarıyla kazanmaya çalışıyoruz.
Uzun yıllar boyunca "Nasıl olsa turist gelir" anlayışı sektörün en büyük konfor alanı oldu. Avrupa'da yer bulamayan turistin rotasını Türkiye'ye çevireceği düşüncesi, yıllarca bizi rahatlattı. Ancak bugün uluslararası turizm pazarı çok daha rekabetçi, çok daha dinamik ve çok daha seçici bir yapıya sahip.
Artık her yıl aynı otele iki hafta gelen turist profili büyük ölçüde ortadan kalktı. Yeni nesil gezginler deneyim satın alıyor. Gidecekleri destinasyonu sosyal medyada araştırıyor, etkinlik takvimini inceliyor, farklı kültürleri tanımak ve unutulmaz anılar biriktirmek istiyor.
Bu nedenle Türkiye'nin, özellikle de turizmin lokomotifi Antalya'nın yeni bir hikâyeye ihtiyacı var.
Antalya'nın yeni hikâyesi Yyazılmalı
Bir destinasyonu güçlü kılan yalnızca otelleri değildir. Onu farklı yapan; kültürü, tarihi, doğası, gastronomisi, festivalleri, sanatı ve yaşam tarzıdır.
Bugün bir Alman tatilciye "Nereye gittin?" diye sorduğunuzda büyük ihtimalle "Mallorca'ya gittim" cevabını alırsınız. Otelin adı ikinci plandadır. Çünkü marka olan destinasyondur.
Türkiye'de ise çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. Misafirler kaldıkları otelin adını biliyor; ancak bulunduğu bölgeyi, hatta bazen hangi şehirde olduklarını bile bilmiyorlar.
İşte değiştirmemiz gereken algı tam da budur.
Uluslararası fuarlarda İspanya'nın yaptığı tanıtımlara baktığınızda bunu net biçimde görebilirsiniz. Mallorca, Ibiza, Kanarya Adaları veya Costa del Sol… Her biri kendi hikâyesini anlatıyor. Doğasını, kültürünü, insanını ve yaşam tarzını pazarlıyor.
Biz ise çoğu zaman otellerimizi pazarlıyoruz.
Elbette güçlü otellerimiz en büyük avantajlarımızdan biri. Ancak destinasyon markası otel markasının önüne geçmediği sürece sürdürülebilir bir turizm modeli oluşturmak zor görünüyor.
Turist artık deneyim satın alıyor
Her şey dahil sistemi, Türkiye turizmine büyük katkılar sağladı. Ancak dünya değişiyor.
Bugünün tatilcisi yalnızca açık büfe , her sey dahil veya havuz aramıyor. Geldiği şehirde bir festivale katılmak, dünyaca ünlü bir sanatçıyı dinlemek, gastronomi etkinliklerini deneyimlemek, spor organizasyonlarına katılmak veya yerel kültürü keşfetmek istiyor.
Bunun en önemli göstergelerinden biri de konaklama süreleri.
Geçmişte ortalama 14 gün olan tatiller bugün yaklaşık 10 güne kadar geriledi. Çünkü insanlar artık tek bir yerde uzun süre kalmak yerine daha fazla deneyim yaşamayı tercih ediyor.
Bu değişimi görmezden gelme şansımız yok.
Antalya'nın bir etkinlik takvimine ihtiyacı var
Artık yeni oyunun kurallarını belirleme zamanı geldi.
Devlet, yerel yönetimler, turizm birlikleri, oteller ve özel sektör ortak bir vizyon etrafında buluşmalı.
Bir yıl öncesinden açıklanan uluslararası konserler, spor organizasyonları, gastronomi festivalleri, kültür-sanat etkinlikleri ve uluslararası gösteriler Antalya'nın yıllık turizm takviminin ayrılmaz bir parçası olmalı.
Dünyanın dört bir yanında insanlar sadece bir konser için binlerce kilometre yol kat ediyor.
İstanbul bunu yıllardır başarıyla yapabiliyor.
Peki neden Antalya yapmasın?
Neden Bodrum, Kemer, Alanya veya Side dünyanın konuştuğu etkinliklere ev sahipliği yapmasın?
Başarılı örnekler var
Aslında bunun mümkün olduğunu gösteren örnekler ülkemizde de bulunuyor.
Kemer'in Beldibi bölgesindeki butik otellerden biri, düzenlediği ulusal ve uluslararası DJ performanslarıyla otellerdeki eğlenceye farklı bir boyut kazandırdı ve farklı ülkelerden misafir çekebiliyor.
Side Kumköy'de ise otelci bir arkadaşımızında desteği ile Almanya'dan getirilen sanatçıların sahne aldığı organizasyonlar bölgeye yeni bir müşteri kitlesi kazandırmaya başladı.
Bunlar küçük ama çok değerli adımlar.
Doğru planlama, güçlü iş birliği ve ortak bir vizyonla bu başarılar çok daha büyük ölçeklere taşınabilir.
Yeni oyun başladı
Turizm artık yalnızca oda satmak değildir.
Artık şehir satıyoruz.
Bir yaşam tarzı satıyoruz.
Bir deneyim satıyoruz.
Bir hikâye satıyoruz.
Eğer Antalya'nın gelecekte de Akdeniz'in en güçlü destinasyonlarından biri olmasını istiyorsak, yeni oyunun kurallarını bugünden yazmak zorundayız.
Çünkü eski oyun sona erdi.
Game Over…
Şimdi New Game zamanı.