Değerli turizm okurları,
Öncelikle bu konuyu gündeme getirmek ne kadar doğru, bilemiyorum. Ancak şunu iyi biliyorum: Hem yatırımcılar bireysel kararlarında hem de sektör alışılmış düzeni içerisinde hareket etmeye devam ettiği sürece, bu konu kısa süre içinde kaçınılmaz bir şekilde popüler gündemimiz haline gelecektir. Yazıyı kaleme alırken başlıklar konusunda bir hayli kararsız kaldım. Zihnimde şu seçenekler uçuştu:
Turizmde Konkordato Gerçeği, Finansal kriz mi, Yönetim krizi mi?
Turizmde Konkordato: Kötü Sezonun Değil, Kötü Yönetimin Sonucu
Doluluk var, Para yok: Turizm Neden Konkordatoya Koşuyor?
Rekor doluluk, Konkordato Masası: turizmde büyük çelişki
Konkordato! Bir Başarısızlık mı, Yanlış Strateji mi?
Ancak bir gerçek var ki; "konkordato" kelimesi kulağımıza her ne kadar yeni gelse de maalesef artık sık sık duyduğumuz ve duyacağımız bir terim haline geldi.
Turizmde konkordato artık bir istisna değil, yeni normal. Her sezon ‘rekor doluluklar ‘konuşulurken, aynı masalarda konkordato komiserleriyle yapılan toplantılar da sessizce artıyor. Bu çelişkiyi hala görmezden geliyoruz. Çünkü turizmde sorun; talep eksikliği değil, yönetim refleksleri, yanlış büyüme iştahı ve sürdürülemez finansal alışkanlıklar. Bugün konkordato ilan eden, düşünen birçok işletme aslında kötü sezonlar geçirmedi; kötü kararlar aldı. Ve bu kararların faturası ne yazık ki en son yöneticilere, çalışanlara ve sektöre kesildi. Bazı kaynaklara göre,
2024 yılında tüm sektörlerde konkordato tırmanışa geçti denilirken, 2025’te bu sayılar maalesef negatif yönde bir rekor kırdı.2024 yılında 3497 olarak kaydedilen toplam başvurular içinde geçici mühlet kararı sayısı 1724 iken; 2025’in sadece ocak ayında 231 dosya ile aylık bazda tarihi bir zirve görüldü. İlk 11 ayın toplam başvuru sayısı ise 4364’e ulaştı. Turizm sektörünün payı orta olarak adlandırılmakta birlikte, hizmet maliyetlerindeki % 35 - %50 bandındaki artış nedeniyle en riskli 5 sektör arasında yerini alıyor.
Aslında konkordato halk arasında ne kadar iflas eşiğinde, batışın ilanı gibi algılansa da hukuki ve mali açıdan aslında bir iyileştirme ve kurtarma operasyonu olarak düşünmek gerekiyor. Bu durumlara düşmek ne kadar kötü ve prestij kaybı olsa bile, özellikle alacaklıyı korumak adına iyi bir adımdır. Konkordato bir başarısızlık göstergesi değil de, yanlış finansal alışkanlıkların düzeltilmesi için tanınan son rasyonel fırsattır. İflas durumlarında alacaklılar, alacaklıların %5-10 unu bile alamazken, konkordato genellikle borcun tamamını veya büyük bir kısmını uzun vadede bile olsa, ödemeyi hedefler. Çalışanlar için istihdamın devamlılığını sağlar. En önemlisi şirketlerin piyasadan silinmesindense, sistemde kalmasını sağlıyor.
Turizm sektörü denildiğinde sadece otel veya acente olarak düşünmemek gerekiyor. Turizm tek başına bir üretim dalı değil; bir ‘ekosistem endüstrisidir’ Bu sektörü taşıyan onlarca dinamikler var. Etkilenecek çok sektör ve azımsanamayacak derecede çok insan var. Düşünsenize turizmi kaç sektör destekliyor. Literatürde turizmin doğrudan veya dolayı 50’den fazla alt sektörü besliyor. Ulaştırma ve Lojistik, Gıda ve Tarım, İnşaat ve Emlak, Tekstil ve Mobilya, Enerji ve Altyapı, Sağlık ve Güvenlik ve alt alta sıralayabileceğim nice dallar var. Eeee o yüzden BACASIZ SANAYİ diyoruz ya zaten.
Gerek basında gerekse dijital mecralarda ziyaretçi sayılarımızın rekorlar kırdığını okuyoruz. Ancak madalyonun diğer yüzünde enflasyon baskısı bizleri zorluyor ve karlılıkları neredeyse yok denilecek duruma getiriyor. Ayrıca kur baskısı nedeniyle enflasyona daha çok yenik durumda kalıyoruz. Bu bir gerçek bizler bu durumu yaşıyoruz ama bunları yaşıyor gibi davranmıyor. Kendi gerçeklerimizi yaşamayı tercih ediyoruz. Eğer mevcut durumu kabullenmez isek, turizmde hiç istemediğimiz noktalara gidebiliriz. Kimileri şunu diyebilir. Biz ne krizler gördük devran devam ediyor sonuçta. Tabi ki dünyanın sonu değil, birileri gider, başkaları gelir. Bir dönem biter yeni bir dönem başlar ama vardı ya bir hikâyede kıyıya vuran deniz yıldızlarını denize atan çocuk. Tamda onun düşündüğü misal, bir şeylerin değişmesini istiyor ya da en azından mevcut durumlardan daha az etkilenmek adına yapacaklarımız aslında basit.
Kar değil, nakit akışını yönetmek lazım. Birçok şirket karlı olduğu halde batıyor. Çünkü fatura kesmek o parayı tahsil etmek değildir. Yani doluluk oranı yüksek olabilir, ciro iyi görünebilir ama kasaya girmeyen para, kazanç değildir. Fiyat kırarak misafir çekmeye çalışmak ve uyarıları görmezden gelmek konkordato masasına giden en kısa yoldur. Yatırımcı sezgisi önemlidir ama verilerin önüne geçmemelidir. Zamanında alınmayan önlemler, geç alınmış kararlar konkordato dosya sayısının artma sebebidir. Sezonluk gelirle 12 ay borcu çeviriyoruz diyebiliriz. Bunun için iyi bir finans yönetimi lazım. Sadece ciro ve karlılığa bakmadan haftalık ve aylık nakit akışını ince ince işlemek lazım. Nakit akışının en kötü senaryoda, bizi ne kadar götürdüğüne bakmak lazım, hem de her seferinde. Buna ne diyorlardı. ‘Burn Rate’ (nakit tüketim hızı). Yani Kısaca benim tabirimle çek yazmak bir marifet değil. Nakit tüketimini bilmeyen şirket, sisli ve buzlu havada hız yapan şoföre benzer
Turizmde ayakta kalanlar en çok satanlar değil, en doğru yönetenlerdir. Nice en çok satanları gördüğümüzü düşüyorum.
Turizm ile kalın.
Erdi ÖZEN