Rixos Hotels Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, ATF26 Türkiye’de yaptığı konuşmada Türk turizminin geleceğine ilişkin ezber bozan mesajlar verdi. Tamince, Türkiye’nin artık daha fazla otel ve daha fazla turist peşinde koşmak yerine, mevcut tesislerinden daha fazla değer üretmek, farklı turizm ürünleri geliştirmek ve küresel markalar yaratmak zorunda olduğunu söyledi.
Tanince ‘’Asıl soru ise şu: Türk turizmi büyümeyi yatak sayısıyla mı, yarattığı ekonomik değerle mi ölçecek?’’ dedi.
Türk turizmi için yeni dönem: Yatak sayısı değil, yaratılan değer önemli
Türk turizmi yaklaşık 40 yıllık gelişim sürecinde önemli bir mesafe katetti. Havalimanları, ulaşım altyapısı, uluslararası otel markaları ve büyük ölçekli konaklama yatırımları Türkiye’yi dünya turizminde güçlü bir oyuncu hâline getirdi.
Ancak bu büyüme modelinin gelecekte aynı sonuçları üretip üretemeyeceği tartışılıyor.
Rixos Hotels Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince, Uluslararası Antalya Turizm Fuarı (ATF26 Türkiye) kapsamında gerçekleştirdiği Türk Turizminin Küresel Yolculuğu başlıklı konuşmasında, sektörün yeni bir büyüme modeline ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Tamince, ‘’Türkiye’nin turizmdeki geleceği yalnızca daha fazla turist ağırlamak ve yeni oteller inşa etmekle şekillenmeyecek. Farklılaşma, verimlilik, yüksek katma değer ve küresel markalaşma yeni dönemin temel başlıkları olacak’’ diye konuyştu.
Antalya’nın sorunu yeni otel eksikliği mi, mevcut kapasitenin verimliliği mi?
Antalya, Türkiye’nin uluslararası turizmdeki en güçlü merkezlerinden biri. Ancak kentin turizmde ulaştığı ölçek, yeni yatırımların niteliği ve mevcut kapasitenin ne kadar verimli kullanıldığı sorularını da beraberinde getiriyor.
Fettah Tamince, özellikle Antalya’da birbirine benzeyen yeni oteller inşa edilmesi yerine mevcut tesislerin geliştirilmesine ve farklı turizm ürünlerinin oluşturulmasına odaklanılması gerektiğini belirtti.
Tamince, turizm yatırımlarında uzun süredir öne çıkan daha fazla yatak, daha fazla ziyaretçi anlayışının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret ederek şunları söyledi:
‘’Burada sektörün önünde önemli bir soru bulunuyor: Yeni bir otel yatırımının ekonomik getirisi ile mevcut bir tesisin verimliliğini, hizmet kalitesini ve kişi başına elde ettiği geliri artırmanın getirisi yeterince karşılaştırılıyor mu?
Turizmde yatırım başarısını yalnızca açılan tesis ve eklenen yatak sayısıyla ölçmek, sektörün gerçek performansını anlamak için yeterli olmayabilir.
Yeni dönemde asıl mesele, kaç otel yapıldığı değil, yapılan yatırımların ne kadar ekonomik değer ürettiği olacak.’’
100 milyon turist mi, daha yüksek gelir sağlayan 30 milyon turist mi?
Tamince’nin konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de ziyaretçi sayısı ile turizm geliri arasındaki ilişkiydi.
Türkiye’nin yalnızca turist sayısını artırmaya odaklanmaması gerektiğini belirten Tamince, 100 milyon turistten elde edilecek gelirin 50 milyon, hatta 30 milyon turist ile elde edilebilmesini bir hedef yaklaşımı olarak gündeme getirdi.
Bu yaklaşım, turizmde başarı ölçütünün yeniden tartışılmasını gerektiriyor.
Bir destinasyonun ağırladığı turist sayısı kadar, ziyaretçilerin ne kadar harcama yaptığı, bu harcamanın ne kadarının yerel ekonomide kaldığı ve işletmelerin bu talepten ne ölçüde gelir elde ettiği de önem taşıyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Daha az turistten aynı geliri elde etmek, tek başına daha kârlı bir turizm modeli anlamına gelmiyor. İşletme maliyetleri, yatırım giderleri, istihdam, sezon uzunluğu ve gelir dağılımı da hesaba katılmalı.
Bu nedenle Türkiye’nin yeni turizm stratejisinde ziyaretçi sayısının yanında kişi başı harcama, işletme kârlılığı, çalışan başına üretkenlik ve yerel ekonomiye katkı gibi göstergelerin de öne çıkması gerekiyor.
Ucuz iş gücüne dayalı turizm modeli sürdürülebilir mi?
Turizm sektörünün önündeki önemli sorunlardan biri de insan kaynağı.
Tamince, Türkiye’nin artık ucuz iş gücüne dayalı bir büyüme modelini sürdüremeyeceğini belirterek, demografik değişimin ve nitelikli çalışan bulma güçlüğünün büyük ölçekli tesislerin işletilmesini daha zor hâle getirebileceğine dikkat çekti.
Özellikle çok sayıda çalışana ihtiyaç duyan konaklama işletmeleri açısından bu konu, yalnızca insan kaynakları departmanlarının çözmesi gereken bir mesele değil.
İş süreçlerinin yeniden tasarlanması, çalışan verimliliğinin artırılması, teknolojinin doğru kullanılması ve hizmet kalitesinin korunması gerekiyor.
Buradaki temel hedef, daha az çalışanla daha düşük hizmet kalitesi sunmak değil; çalışanların emeğini daha verimli değerlendiren, teknolojiyle desteklenen ve daha nitelikli hizmet üreten bir işletme modeline geçmek olmalı.
Önümüzdeki dönemde turizm işletmelerinin rekabet gücü, yalnızca oda fiyatlarıyla değil, insan kaynağını nasıl yönettikleriyle de belirlenecek.
Türkiye’nin yeni turizm fırsatı: Sağlıklı yaşlanma ve iyi yaşam
Tamince, turizmin geleceğinde sağlıklı yaşlanma, sürdürülebilirlik, sağlık ve iyi yaşam odaklı ürünlerin önemli fırsatlar sunduğunu da vurguladı.
Özellikle Avrupa’daki yaşlanan nüfusun farklı turizm ürünlerine yönelik talep oluşturabileceğine dikkat çeken Tamince, Antalya’nın konaklama altyapısının bu alanlarla birleştirilebileceğini ifade etti.
Bu yaklaşım, Antalya’nın turizm potansiyelini yalnızca yaz sezonunda deniz, kum ve güneş üçlüsü üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Sağlıklı yaşam programları, uzun süreli konaklama, gastronomi, doğa deneyimleri ve farklı yaş gruplarına yönelik hizmetler, mevcut tesislerin yeni pazarlara ulaşmasını sağlayabilecek alanlar arasında yer alıyor.
Bununla birlikte yeni ürünlerin geliştirilmesi, yalnızca otellerin konsept değiştirmesiyle sınırlı kalmamalı. Sağlık hizmetleri, ulaşım, yerel üreticiler, kültürel miras ve destinasyon yönetimi de bu yapının bir parçası olmalı.
Antalya’nın tarımsal üretimi, doğal kaynakları ve gastronomik zenginlikleriyle turizm arasında daha güçlü bir bağ kurulması, harcamaların yerel ekonomiye yayılmasına da katkı sağlayabilir.
Turizmi Antalya’nın dışına taşımak gerekiyor
Tamince’nin dikkat çektiği bir diğer konu, Türkiye turizminin belirli kıyı bölgelerinde ve sezonlarda yoğunlaşmasıydı.
Türkiye’nin turizm potansiyelinin sahil destinasyonlarıyla sınırlı olmadığını belirten Tamince, Anadolu’nun doğal ve kültürel zenginliklerinin uluslararası turizmde daha etkin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Karadeniz yaylaları, tarihî şehirler, kültür rotaları, gastronomi merkezleri ve doğa turizmi destinasyonları, Türkiye’nin turizm ürünlerini çeşitlendirebileceği alanlar arasında bulunuyor.
Ancak turizmin ülke geneline yayılması, yalnızca yeni destinasyonların tanıtılmasıyla gerçekleşemez.
Ulaşım bağlantılarının geliştirilmesi, nitelikli konaklama seçeneklerinin oluşturulması, yerel işletmelerin güçlendirilmesi ve destinasyonların belirli bir kalite standardında hizmet sunabilmesi gerekiyor.
Ayrıca turizmin farklı bölgelere yayılması, Antalya gibi güçlü destinasyonların önemini azaltmak anlamına gelmiyor. Amaç, Türkiye’nin mevcut turizm birikimini ülkenin diğer bölgelerinde de ekonomik değere dönüştürmek.
Vietnam, Mısır ve Suudi Arabistan Türkiye için ne anlama geliyor?
Küresel turizm rekabeti de dönüşüyor.
Tamince, Vietnam, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin turizm altyapısına, tesislere, havalimanlarına ve uluslararası markalara yönelik yatırımlarına dikkat çekti.
Bu ülkelerin turizmde büyüme hedefleri, Türkiye açısından rekabetin yalnızca mevcut rakiplerle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Yeni destinasyonlar altyapı yatırımları yaparken, uluslararası ziyaretçilerin dikkatini çekmek ve küresel turizm pazarından daha fazla pay almak için de çalışıyor.
Türkiye’nin geçmişte edindiği deneyim önemli bir avantaj. Ancak bu avantajın korunması, yalnızca geçmiş başarıların tekrarlanmasıyla mümkün değil.
Ürün geliştirme, hizmet kalitesi, yatırım verimliliği ve güçlü markalar oluşturma konularında sürekli yenilenmek gerekiyor.
Türk turizm markaları dünya pazarında büyüyebilir mi?
Tamince, Türkiye’nin otelcilik alanındaki bilgi birikiminin ve işletmecilik deneyiminin uluslararası pazarlara daha güçlü biçimde taşınması gerektiğini de belirtti.
Türk turizm sektörünün geleceği, yalnızca Türkiye’ye gelen yabancı turistlerin sayısıyla sınırlı olmak zorunda değil. Türk otel markalarının, tur operatörlerinin ve turizm işletmecilerinin farklı ülkelerde büyümesi de yeni bir ekonomik fırsat oluşturabilir.
Bu yaklaşım, turizmi yalnızca döviz kazandıran bir hizmet sektörü olarak değil, uluslararası ölçekte marka ve işletme geliştirebilen bir ekonomi alanı olarak ele almayı gerektiriyor.
Tamince ayrıca turizm yatırımlarının Londra, New York, Dubai, Hong Kong ve Singapur gibi uluslararası finans merkezlerindeki sermaye piyasalarıyla buluşturulmasının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yapıştırılan metin
Uluslararası finansman olanaklarına erişim, yeni ürünlerin geliştirilmesi ve Türk markalarının yurt dışında büyümesi için alternatifler sunabilir. Bununla birlikte böyle bir büyümenin sürdürülebilirliği; finansal şeffaflığa, kurumsal yönetime ve yatırım projelerinin gerçekçi getiri hedeflerine bağlı olacak.
Turizmde yeni başarı ölçütü ne olmalı?
Fettah Tamince’nin ATF26 Türkiye’deki konuşması, Türk turizminin önündeki temel tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: Sektör büyümeye devam ederken bu büyümenin niteliğini nasıl artıracak?
Yeni oteller, artan yatak kapasitesi ve yüksek ziyaretçi sayıları turizmin gelişimini gösteren önemli unsurlar. Ancak bunların tek başına sektörün ekonomik başarısını açıklaması mümkün değil.
Gelecek dönemde şu soruların daha fazla gündeme gelmesi gerekiyor:
Mevcut otellerin verimliliği ve kârlılığı nasıl artırılabilir?
Kişi başı turizm geliri yükselirken yerel ekonomiye katkı nasıl büyütülebilir?
İnsan kaynağı ihtiyacı ve artan işletme maliyetleri nasıl yönetilebilir?
Antalya dışındaki destinasyonlar nasıl uluslararası ölçekte rekabetçi hâle getirilebilir?
Türk turizm markaları yurt dışında nasıl daha güçlü bir konuma ulaşabilir?
Yeni yatırımların çevresel ve toplumsal etkileri nasıl ölçülebilir?
Türk turizminin yeni dönemdeki en büyük sınavı, daha fazla büyümek değil, büyümenin ekonomik ve toplumsal karşılığını artırmak olacak.
ATF26 Türkiye’de ortaya konan bu yaklaşımın sektörde karşılık bulup bulmayacağını ise yatırım kararları, kamu politikaları ve işletmelerin önümüzdeki dönemde atacağı adımlar gösterecek.