AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, Voyage Hotel Kundu’da gerçekleştirilen sektörel değerlendirme toplantısında Türkiye turizminin mevcut durumunu, İspanya, Fransa ve İtalya ile rekabet farklarını ve Antalya’nın geleceğine ilişkin stratejileri değerlendirdi.
Kaan Kavaloğlu, Türkiye’nin turizmde yeni tesis veya yeni değer aramaktan önce sahip olduğu kültür, tarih, gastronomi, doğa ve kırsal yaşam değerlerini güçlü seyahat deneyimlerine dönüştürmesi gerektiğini vurguladı.
Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, AKTOB tarafından Voyage Hotel Kundu’da düzenlenen sektörel değerlendirme buluşmasında Türk turizminin küresel rekabetteki konumunu kapsamlı bir sunumla ortaya koydu.
Türkiye’nin İtalya, İspanya ve Fransa gibi Akdeniz turizmindeki güçlü rakipleriyle karşılaştırıldığı sunumda; ziyaretçi sayısı, turizm geliri, konaklama modeli, destinasyon yönetimi, pazarlama, dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve ziyaretçinin ülke içindeki hareketliliği gibi başlıklar ele alındı.
Kavaloğlu’nun sunumundaki temel mesajlardan biri ise Türkiye’nin yeni bir hikâye aramak yerine mevcut hikâyelerini turizm ürününe dönüştürmesi gerektiği oldu.
“Bizim hikâye eksiğimiz yok. Anadolu’nun arkeolojisine, gastronomisine, kırsal yaşamına, üretim kültürüne, zanaatlerine, doğasına baktığımızda dünyada çok az ülkeye nasip olacak bir kaynağa sahibiz. Sorun bu değerin ifade edilmesi ve turizm deneyimine dönüştürülmesi.”
Türkiye 64 milyon ziyaretçiyle dünya turizminde dördüncü sırada
Kavaloğlu’nun sunumunda Türkiye’nin küresel turizmdeki mevcut konumu da rakamlarla ortaya konuldu.
Kaan Kavaloğlu, ‘’2025 yılında Türkiye’nin yaklaşık 64 milyon ziyaretçi ile Fransa, İspanya ve ABD’nin ardından dünyada dördüncü sırada yer aldı. Turizm geliri ise 65,2 milyar dolara ulaştı. Türkiye yalnızca ziyaretçi hacmiyle değil, turizm gelirindeki artışla da dikkat çekiyor.
Türkiye turizminin ekonomik etkisinin de oldukça geniş. Doğrudan turizm istihdamı 1 milyon 580 bin kişi, dolaylı etkilenen istihdamın ise yaklaşık 1 milyon 800 bin kişidir. Böylece sektör toplamda yaklaşık 3,4 milyon kişilik bir istihdam ekosistemi oluşturuyor’’ dedi.
Kavaloğlu, uluslararası ziyaretçi harcamalarının da 73,6 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirterek bunun konaklamanın yanı sıra yeme-içme, ulaşım, alışveriş ve eğlence harcamalarını da kapsadığını aktardı.
Türkiye’nin rakipleri yalnız turist sayısına bakmıyor
Kaan Kavaloğlu, Türkiye’nin rakip ülkelerle rekabetinin yalnızca “kaç turist geliyor?” sorusu üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Kavaloğlu, İspanya, Fransa ve İtalya’nın turizmi farklı kurumların uzmanlık alanlarını bir araya getiren sistemlerle yönettiğine ifade etti.
İspanya örneğinde Turespaña’nın pazarlama, SEGITTUR’un teknoloji ve dijitalleşme, Paradores’in ise kültürel turizm ve miras alanında uzmanlaştığını aktaran Kavaloğlu, ülkenin turizmi sadece tanıtım faaliyeti olarak görmediğini belirtti.
İspanya'nın 2030 hedefleri doğrultusunda turizm politikalarını uzun vadeli planladığını belirten Kavaloğlu, ülkede turizm yönetiminin su, çevre, destinasyon gelişimi ve sürdürülebilirlik gibi başlıklarla birlikte ele alındığını söyledi.
“İspanya turizmi yönetiyor, ölçüyor ve düşünüyor”
Kavaloğlu, İspanya modelinin en önemli farklarından birinin merkezi yönetim ile bölgeler arasındaki görev paylaşımı olduğunu ifade etti.
İspanya’da merkezi pazarlama yapısının yanında 17 bölgenin kendi destinasyonlarını pazarladığını belirten Kavaloğlu, bu modelin “önce ülke, sonra bölge, sonra il, destinasyon ve otel” şeklindeki pazarlama yaklaşımına örnek oluşturduğunu söyledi.
Bu yapının Türkiye açısından incelenmesi gerektiğini vurgulayan Kavaloğlu, rekabet analizinin yalnızca turist sayılarını karşılaştırmaktan ibaret olmaması gerektiğini belirterek, “Bir ülkeyle ilgili rekabet analizi yapıyorsak o ülkede turizmin nasıl başladığını, nasıl geliştiğini ve gelecekte ne yapmak istediğini görmemiz gerekiyor” dedi.
Fransa’nın turizm modelinde “turizm mühendisliği” dikkat çekiyor
Kavaloğlu’nun değerlendirmesinde Fransa da Türkiye açısından önemli bir örnek olarak öne çıktığını kaydetti.
Fransa’da turizmin ekonomik yapı içerisinde ele alındığını belirten Kavaloğlu, Atout France üzerinden tanıtım ve pazarlama yapılırken, France Tourisme Ingénierie aracılığıyla turizm mühendisliği, dijitalleşme ve geliştirme çalışmalarının yürütüldüğünü aktardı.
Kavaloğlu, ‘’Burada dikkat edilmesi gereken nokta, turizmin yalnızca reklam ve tanıtım faaliyeti olarak görülmemesi. Turizm verilerinin analiz edilmesi, bilgi akışının sağlanması, sonuçların ölçülmesi ve bu sonuçlara göre destinasyonların geliştirilmesi, Fransa modelinin öne çıkan unsurları arasında gösterildi’’ diye konuştu..
Fransa turist sayısından çok ziyaretçi akışını yönetiyor
Kavaloğlu’nun aktardığı bir başka önemli karşılaştırma ise ziyaretçi akışının yönetimi oldu.
Fransa’da turizmin ülke coğrafyasına daha dengeli yayılması için çalışmalar yapıldığını belirten Kavaloğlu, OECD verilerine göre turizm faaliyetlerinin yüzde 80’inin ülke coğrafyasının yüzde 20’sinde yoğunlaştığını aktardı.
Kavaloğlu, bu yoğunluğu azaltmak amacıyla 25 pilot destinasyonun seçildiğini ve turizmin farklı bölgelere yayılmasının hedeflendiğini söyledi.
Bu yaklaşımın Antalya açısından da önemli olduğunu belirten Kavaloğlu, kentin sahip olduğu büyük ziyaretçi hacminin yalnızca otellerde konaklama ile sınırlı kalmaması gerektiğine işaret etti.
“17 milyon turistin oluşturduğu ekosistemi göz ardı edemeyiz”
Kavaloğlu, turizmde nitelik ve kişi başı harcama hedeflerinin önemli olduğunu ancak ziyaretçi sayısının yarattığı ekonomik ekosistemin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Antalya’nın yaklaşık 17 milyonluk ziyaretçi hacminin yalnızca bir istatistik olmadığını belirten Kavaloğlu, bu sayının ulaşım, konaklama, yeme-içme, alışveriş, istihdam ve diğer sektörlere yayılan büyük bir ekonomik yapı oluşturduğunu ifade etti.
“Gelen kişi sayısının yarattığı ekosistemi unutmamamız lazım.”
Kavaloğlu, Türkiye’nin turizmde büyürken mevcut ziyaretçi hacmini koruyarak bunun niteliğini ve ekonomik değerini artırmasının önemli olduğunu dile getirdi.
İtalya Türkiye’den daha az turist ağırlıyor ama daha fazla gelir elde ediyor
Kavaloğlu, ‘’Türkiye, İtalya’dan daha fazla ziyaretçi ağırlıyor. Buna karşılık İtalya Türkiye’ye yakın, hatta bazı hesaplamalarda biraz daha yüksek turizm geliri elde ediyor’’ dedi.
İtalya’nın avantajının yalnızca turist sayısından kaynaklanmadığını belirten Kavaloğlu; kültür, tarih, şehirler, gastronomi, moda, tasarım, alışveriş ve kırsal yaşamın turizm değerine dönüştürülmesinin önemli olduğunu söyledi.
İtalya’nın Avrupa içindeki güçlü kara yolu, demir yolu ve hava yolu bağlantılarının da ziyaretçilerin ülke içerisinde hareket etmesini kolaylaştırdığını belirten Kavaloğlu, Türkiye açısından temel farkın turistin ülke içindeki hareket planında ortaya çıktığını ifade etti.
“İtalya turisti kırsala yaymayı başardı”
Kavaloğlu, İtalya’nın turizmdeki güçlü yönlerinden birinin ziyaretçiyi büyük şehirler ve klasik destinasyonlarla sınırlamamak olduğunu söyledi.
Büyük şehirlerden küçük kasabalara, gastronomiden kırsal yaşama, kültürden üretim hikâyelerine kadar çok sayıda farklı ürünün pazarlanabildiğini belirten Kavaloğlu, Antalya’nın da benzer bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti.
Kavaloğlu, Antalya’ya gelen milyonlarca ziyaretçinin kentin kırsal bölgeleriyle, yerel üretimle, gastronomiyle ve coğrafi işaretli ürünlerle buluşturulabileceğini kaydetti.
Antalya’nın asıl sorunu hikâye eksikliği değil
Kavaloğlu, Antalya için öne çıkan en güçlü mesajlardan biri, kentin yeni turizm değerleri üretmekten çok mevcut değerlerini paketleme ve anlatma konusunda yeni bir yaklaşım geliştirmesi gerektiği ifade etti.
Kavaloğlu, Antalya’nın arkeoloji, tarih, gastronomi, doğa, kırsal yaşam, zanaat ve üretim kültürü açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Ancak bir antik kentin tek başına bulunmasının yeterli olmadığını belirten Kavaloğlu, destinasyonun ulaşılabilirliği, ziyaretçi deneyimi, gastronomi, yerel ekonomi ve pazarlamanın birlikte kurgulanması gerektiğini vurguladı.
“Bir antik kentin tek başına var olması yetmiyor”
Kavaloğlu, Antalya’nın önündeki temel sorunun “Türkiye'nin ve Antalya'nın başka neyi var?” değil; “Sahip olduklarımızla kaç tane daha seyahat deneyimi yaşatabiliriz?” olduğunu, bu yaklaşımın hayata geçirilmesi halinde Antalya’nın klasik deniz-kum-güneş ürününün ötesine geçebileceği vurguladı.
Antalya’da 3,27 milyon müze ve ören yeri ziyareti
Kavaloğlu, Antalya’nın kültür turizmi açısından dikkat çeken bir başka verisini de paylaştı.
Kavaloğlu, Antalya’ya gelen yüksek ziyaretçi sayısına karşın kentteki müze ve ören yerlerinin toplam ziyaretçi sayısının yaklaşık 3,27 milyon seviyesinde kaldığına dikkat çekti.
Aspendos, Phaselis ve diğer arkeolojik alanların çok daha geniş bir ziyaretçi kitlesiyle buluşturulabileceğini belirten Kavaloğlu, kültür turizminin otellerin ve diğer sektör paydaşlarının ortak çalışmasıyla geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Antalya’nın ulaşım kapasitesi yeni turizm ürünlerinin önünü açabilir
Antalya’nın önemli avantajlarından birinin erişilebilirlik olduğunu belirten Kavaloğlu, Antalya Havalimanı ve Gazipaşa-Alanya Havalimanı'nın yanı sıra kara yolu ve deniz yolu bağlantılarının da geliştirilmesinin destinasyonun geleceği açısından önemli olduğunu söyledi.
Kavaloğlu, Antalya-Alanya ulaşım altyapısının geliştirilmesini ve Gazipaşa-Alanya Havalimanı’nın daha yüksek kapasiteyle kullanılmasını gerektiğini, bu altyapının yalnızca mevcut turizm talebini karşılamak açısından değil, Antalya’nın farklı bölgelerine yeni ziyaretçi akışları oluşturmak açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Çekya Antalya için dikkat çeken kaynak pazar
Kaan Kavaloğlu, bu dönem özel olarak incelenen pazarlardan birinin de Çekya olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:
‘’Yaklaşık 10,9 milyon nüfusa sahip Çekya önemli bir seyahat potansiyeli taşıyor. Ülkeden yapılan seyahatlerin yüzde 82’si tatil amaçlı..
Türkiye’nin Çekya pazarındaki konumuna ilişkin değerlendirmede ise Antalya’nın özel bir ağırlığı olduğu görüldü.
2010 yılında Çek Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye yaklaşık 174 bin, Antalya’ya ise 121 bin ziyaretçi geldi. Antalya’nın o yılki payı yüzde 69,3 oldu.
2025 yılına gelindiğinde ise Antalya’nın Çekya pazarındaki payının yaklaşık yüzde 70 seviyesinde kaldı. Yaklaşık 15 yıllık dönemde bu oranın korunmasının Antalya’nın Çek turistler açısından güçlü bir tatil destinasyonu olduğunu gösterdi.
Almanya, İngiltere ve Polonya için 2027 uyarısı
Kavaloğlu, sunumun son bölümünde Antalya’nın kaynak pazarlarındaki gelişmeler de değerlendirdi.
Kavaloğlu, Rusya ve Ukrayna pazarlarındaki gelişmelere dikkat çekerken, Almanya, İngiltere ve Polonya'da ilk sekiz ayda yaşanan düşüşlerin özellikle izlenmesi gerektiğini söyledi.
2027 hazırlıklarının bu pazarların neden kayıp yaşadığının ayrıntılı biçimde analiz edilmesi üzerinden yapılması gerektiğini belirten Kavaloğlu, fiyat politikalarının da pazar bazında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“2027 yılı 2026’dan farklı olmayacak”
Kaan Kavaloğlu, 2027 yılına ilişkin değerlendirmesinde turizm sektörünün kolay çift haneli büyüme beklentileriyle hareket edebileceği bir dönemde olmadığını söyledi.
Yakın coğrafyadaki savaşlar, Orta Doğu’daki gelişmeler ve ekonomik koşulların turizm üzerindeki etkisinin devam edeceğini belirten Kavaloğlu, havayolu şirketlerinin artan maliyetlerinin 2027 yılında bilet fiyatlarına daha fazla yansıyabileceğini ifade etti.
Bu nedenle Kavaloğlu’na göre temel hedeflerden biri yalnızca ziyaretçi sayısını artırmak değil, mevcut hacmi korurken ziyaretçinin niteliğini ve destinasyondaki harcama değerini yükseltmek olmalı.