Ortadoğu’da 28 Şubat 2026’da başlayan ve hızla bölgesel bir çatışmaya dönüşen İran merkezli savaşın, küresel ekonomi kadar turizm sektörünü de etkilemesi bekleniyor. Siyaset bilimcisi M. Recai Yılmaz tarafından hazırlanan rapora göre kriz, özellikle enerji fiyatları, hava sahası kısıtlamaları ve ulaşım maliyetleri üzerinden turizm sektöründe zincirleme etkiler yaratabilir.
Rapora göre savaşın onuncu gününde ortaya çıkan tablo, çatışmanın yalnızca askeri bir kriz olmadığını; enerji, havacılık ve deniz lojistiği üzerinden küresel bir ekonomik şoka dönüşme potansiyeli taşıdığını gösteriyor.
Petrol ve jet yakıtı turizmi doğrudan etkiliyor
Enerji piyasaları krizden en hızlı etkilenen alanların başında geliyor. Savaşın ilk günlerinde petrol fiyatlarında sert yükseliş yaşanırken jet yakıtı fiyatlarında da ciddi artışlar görüldü.
Raporda, petrol fiyatlarındaki yükselişin havayolu maliyetlerini artırarak tur paketleri ve uçak bileti fiyatlarına doğrudan yansıdığı vurgulanıyor. Bu durum özellikle charter uçuşlara dayalı destinasyonlar için önemli bir maliyet baskısı yaratıyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin aynı zamanda tüketici güvenini de etkileyebileceği ve kısa vadede uluslararası seyahat talebinde dalgalanmalara yol açabileceği belirtiliyor.
Hava sahası kısıtlamaları uçuşları azaltıyor
Raporda, Avrupa ile Ortadoğu arasındaki hava trafiğinde önemli bir düşüş yaşandığına dikkat çekiliyor. Savaşın başlamasından hemen sonra Avrupa–Ortadoğu uçuşlarının yaklaşık yüzde 66 oranında azaldığı belirtiliyor.
Hava sahası kısıtlamaları nedeniyle birçok havayolu şirketi uçuşlarını iptal ederken bazı rotalarda uçuş süreleri uzadı. Bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de seyahat planlarını zorlaştırıyor.
Son günlerde bölgeye ve bölgeden 40 binden fazla uçuşun iptal edildiği ifade ediliyor.
Türkiye için hem risk hem fırsat
Rapora göre Türkiye’nin jeopolitik konumu bu tür krizlerde hem risk hem de fırsat yaratabiliyor.
Bir yandan Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle oluşabilecek güvenlik algısı turizm talebini olumsuz etkileyebilir. Ancak diğer yandan riskli destinasyonlardan kaçınan turistlerin Akdeniz’de alternatif destinasyon araması Türkiye için yeni talep yaratabilir.
Türkiye’nin güçlü turizm altyapısı ve yüksek konaklama kapasitesi bu tür talep kaymalarını absorbe edebilecek önemli avantajlar arasında gösteriliyor.
En kırılgan destinasyonlar
Raporda Türkiye’de bazı destinasyonların krizlere daha hassas olduğu belirtiliyor.
Özellikle:
İstanbul (aktarma merkezi olması nedeniyle)
Antalya ve Akdeniz destinasyonları (charter uçuşlara bağımlılık)
Trabzon gibi Körfez pazarına bağımlı şehirler
jeopolitik gelişmelerden daha hızlı etkilenebilecek bölgeler arasında yer alıyor.
Türkiye turizmi güçlü bir bazla krize giriyor
Raporda Türkiye’nin turizm performansının güçlü olduğu vurgulanıyor. Türkiye’nin turizm gelirleri 2024’te yaklaşık 61 milyar dolar, 2025’te ise 65 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Bu büyüklükler turizm sektörünün Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemini ortaya koyarken, kriz dönemlerinde etkilerin daha dikkatli yönetilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Uzmanlardan kriz yönetimi önerileri
Raporda Türkiye turizmi için dört temel stratejik öneri sıralanıyor:
Güçlü ve şeffaf iletişim stratejisi
Pazar çeşitlendirmesi
Havayolu ve charter kapasitesinde esneklik
Esnek rezervasyon ve iptal politikaları
Uzmanlara göre doğru iletişim ve kriz yönetimi uygulanırsa Türkiye, jeopolitik krizlerin yarattığı riskleri yönetebilir ve bazı durumlarda bu süreçten avantajlı bile çıkabilir.